İNDE İNDİNDE İNDÎ EKLENDİĞİNDE

Türkçenin kelimeleri itibariyle Kur’an ve Sünnet kaynaklı olması sadedinde bunu göstermek üzere tesbit ettiğimiz kelimelerin sonunu getirmenin imkân ve ihtimali yok. Tedkik edip üzerinde mülahazalarda bulunduğumuz ve bulunulması gereken hayli kelime de sırada bekliyor. Ama tedkik edilmesi gerekenler sadece kelimeler ve onların iştikakları ile sınırlı değil. Lisanımızın cümle yapısı, terkipleri, ekleri ve edatları üzerinde de Kur’an’ın tesirini göstermek üzere mülahazalarda bulunduk ve bulunmaya devam edeceğiz inşallah. Bu başlık altındaki bahsimiz de çokça kullandığımız bir ekle alâkalı olacak.

Lisanımızdaki kelimelerin sonlarına getirdiğimiz eklerin bazıları ile ilgili tedkikler yapıp önceki kitaplarımızda da bunlarla ilgili mülahazalarımızı uzun uzadıya yazmıştık: iken ایكن/یكان, ken كن/كان ekinin Arapçanın nakıs fiillerinden olan kane كان’ den geldiğini, "idi ایدی" "di-dı دی" ekinin "eda ادی" kelimesi ile alâkalı olduğunu olumsuz ve masdar eki olan "me,ma ما" eklerinin Arapçanın ma-i nafiyesi ve ma-i masdariyesi olduğunu izah ederek misallerini, kaidelerini önceki neşrettiğimiz kitaplarda tesbite ve izaha çalışmıştık.

Bu tedkiklerimiz bizi “Acaba lisanımızda ek olarak kullandığımız eklerin hangileri bunun gibi müstakil manaları olan kelimelerdir? Yoksa hepsi mi bu şekildedir? Ne kadarı Kur’an’ın bize öğrettikleridir?” sorularını sormaya sevk etti. Bu sebeple ekler konusunda da gözlerimizi ve kulaklarımızı müteyakkız halde okuduğumuz, dinlediğimiz şeylere teksif etmeye başladık ve bizi teyid edecek karineler de çoğalmaya başladı. Hiç acele etmeden onları teker teker izah etmeye de yazmaya da başladık. Bu yazıya da bir zarfın lisanımızda hangi eklerle meydana çıktığını izah sadedinde bu başlığı açtık. 

Her Cuma namazında hutbe okuyan hatib hutbenin Türkçe kısmını bitirdikten sonra euzü besmele çekerek inne’d-dine indallahi’l-İslam اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠  ayetini okur ve cemaat bu ayetin manasını bilir. Mutad olarak bu ayetin manası şöyle ifade edilir: “Şüphesiz Allah indinde din İslâm’dır”; kimi de “Allah katında din İslâm’dır” diye çevirir. Bu ifadeleri duyduğumda çocukluğumdan beri aklıma şu takılırdı: “indinde”de neden iki “inde”, “katında” neden bir “inde” var! Bunu çocukken şöyle çözmüştüm: “inde”nin ilkinin bir manası da “kat”mış da ondan… Sonraları bu “inde”lerin ne kadar çok olduğunu fark ettim. Bunun aslını, esasını anlamaya ve tesbite çalışmak bugünün nasibiymiş.

"İndî عندي" göreceli diyorlar bu kelimenin karşılığı olarak ve "indinde عندندە" katında/yanında manalarıyla lisanımızda mevcut olan bu iki kelimenin Arapçanın zarflarından biri olan “inde عند" nin bizzat kendisi olduğunda kuşku yoktur. Bu tabirler Türkçede hâlâ tedavüldedir: “birtakım indi عِنْدِي mülahazalarla hüküm vermiş" "onun indinde عِنْدِنْدە bu sözün bir değeri yok" cümlelerinde olduğu gibi. Arapçada zarflar bir ismin başına muzaaf/tamlanan olarak gelir yani kendisinden sonra bir muzafun ileyh gelir; indehu عندە - onun yanı/nda, indallahi عند الله - Allah’ın katı/ında gibi. Bazen de fiillerin başına gelmesi gerekir. O zaman da fiilin mutlaka masdar haline gelmesiyle inde/huruci/hi عند خروجە - çık/ması/an/ında - çıkışında yahut onun manasını masdarlaştıracak bir edat olan ma-i masdariye olmasıyla inde/ma/ cae عند ما جاء - geldi/ği/nde veya ism-i mevsul gelmesi ile inde/llezine/amenu عند الذین آمنوا - iman edenler/in/yan/ında terkiplerindeki gibi olur.  

Yukarıda italik olarak yazdıklarımızla Kur’an harfleri ile yazdıklarımızın aynı seslerden olmasına dikkatinizi çekmek için farklı karakterde yazdık. Hem seslerinin hem ek olarak aynı vazifede olmasının hem de manasının uyuşması tesadüfi olmasa gerek. Yani lisanımızdaki “-ında, -inde, -unda, -ünde” hatta “-anda, -ende” ekleri zarf olan inde ile birebir aynı ses; ve kelimeye verdiği şekil bakımından ayniyet arzetmektedir. Yani bizim isimlerin ve fiillerin ya da zarfların sonuna ek olarak getirdiğimiz -inde Arapçanın inde عند zarfıdır. Türkçedeki “baktığında” kelimesini Arapça söylemek istersek indema nazara عِنْدَمَا نَظَر deriz. Geçmişte daha çok kullanılmasına rağmen zamanımızda neredeyse hiç söylenmeyen ende-anda ekleri vardır ki o da bu kabilden bir ektir yani bu da inde’dir; gelende, soranda gibi. Zira Okyanus’un beyanına göre ande عِنْدە, unde عُنْدە telaffuzu da istimal olunmaktadır. Yani inde Arapçada kelimenin başında gelirken Türkçede kelimenin sonunda bulunur. Bu fiilin başına geldiğinde böyle olmaktadır, ismin başına geldiğinde nasıl olur?

Çoğu durumda bundan farklı değildir yani inde lafzı ekseriya değişikliğe maruz kalmaz, aynı ses ve vazife ile yani zarf olma vasfı ile isimlerin başında bulunur. İzafet durumunda bulunan isimlerde “evin kapısında”, “babamın evinde” terkiplerinde görüldüğü gibi “inde” zarfı çok bariz durmaktadır. Diğer zarfları da izafetle yer zaman zarfı haline getirirken yine çok belirgindir; yanında, altında, önünde, arkasında, üstünde, sağında, solunda terkiplerinde olduğu gibi. Sıfatların izafetinde de bu şekildedir; büyüğünde, küçüğünde, korkağında, zayıfında, güçlüsünde, sıcağında tabirlerinde olduğu gibi. 

Ama bu verdiğimiz misallere baktığımızda marife isimlerin sonuna bitiştiğinde böyledir. Nekra isimlerin sonuna geldiğinde ise “in” sesi hazf olarak sadece “de” kalmaktadır; altda, üstde, aşağıda, büyükde, küçükde, sağda, solda gibi. Buradan da şu neticeye vardık ki inde zarfı nekra isimlere ulandığında “in” sesi düşerek sadece “de” kısmı kalmaktadır. Bu kaidenin de bize kazandırdığı şu oldu ki “-de, -da” ekinin de aslı esasında “inde” zarfı imiş. Yani Arapçanın “fi” harf-i ceri yerine Türkçede kullanılan “-de, -da” eki yine onunla neredeyse aynı manada olan “inde” imiş. Kalmasında - kalmada, yaşlısında - yaşlıda, kapısında - kapıda örneklerinde görüldüğü gibi kelime nekra olunca inde zarfının ilk yarısı hazf olmaktadır. Yani mekteplerde öğrettikleri gibi “ne” sesi hece tamamlamak için getirilen kaynaştırma(!) diye bir şey değildir.  

Bir de kalıntıçıkıntı, birikinti, döküntü, sıkıntı gibi sonunda “inti”, “üntü” bulunan kelimelerimiz vardır ki hakiki Türkçe imlasında bu “te” ile değil de “dal” ile yazılmaktadır. Sıkındı صیقندی, çökündi چوكندی şeklinde yazılması bize bu ekin de “inde” zarfı olduğu neticesine götürdü; zira inde zarf olan bir kelimedir, sonunda -ıntı vb. ek olan kelimeler ise bir yeri yahut zamanı işaret etmektedir: çöküntü bir mekândaki veya satıhtaki çökük olan yeri işaret eder, sıkıntı ise zor atlatılan bir zamanı gösterir. Kalıntı dendiğinde ya zamandan veya mekândan geride kalmış şeylerden bahsedilmiş olur ki zarf da zaten zaman ve mekânın ismidir.

Mevzumuzu izah etmiş olduk ancak ola ki bu bereketli “inde” acaba nasıl/ne asıl bir kelime ki Türkçede böyle olmuş, sen bütün bunları yoksa uyduruyor musun diye meraklanalar olabilir. Hem bizim hem de meraklıları için âdetimiz olduğu üzere Okyanus’un bu zarf hakkında söyledikleri faydadan hali olmadığından ve bu söylediklerimizi garib bulanlar görsün diye iktibasımızı yapacağız.

Mezkûr masdar hakkında Okyanus’un bize verdiği malumat şöyledir:

...İnde عند ande ünde aynın harekat-ı selası ve nunun sükunü ve dalın fethiyle bir isimdir ki mekan-ı kurb ve huzura delalet eder hissi ve gerek manevi olsun türkide andan katında قتندە ile ve fariside nezd ile tabir olunur ve bu zarf ğayr-i mütemekkindir müktezay-ı izafet üzre zemani olur ve ana huruf-ü cardan ancak min harf-i cerri dahil olur tekulü ci’tü inde tului-şşemsi ve ci’tü min indihi جئت عند طلوع الشمس و جئت من عندە ve  kah olur ki zarf olmayarak istimal olunur yükalü indi keza fe yükalü ve leke indü birrefi یقال عندي كذا فیقال و لك عند بالرفع ve kah olur ki anınla kalb ve makul irade olunur yani kahca huzur-u kalbiye delalet eder ki itikad manasına istimal olunur tekulü indi keza ey fi kalbi ve itikadi تقول عندي كذا ای في قلبي و اعتقادي  kezave kahca makulde yani huzur-u hissiye zarf olduğu gibi huzur-u maneviyeye de zarf olur yükalü indehu hayrün ev şerrün یقال عندە خیر او شر  ve kah olur ki anınla iğra olunur yani ism-i fiil-i emr olur iğra ve tahsis manasına tekulü indeke zeyden ey huzhü vela tekul ila indihi ve ila ledünhü  تقول عندك زیدا ای خذە و لا تقل  الی عندە و الی لدنه yani bu iki kelimeye vech-i mesrud üzre min harfi mahsus olmağla ila harfiyle lahn ve hatadır hariri dürretül gavvasda bu vech üzere tahkik eylemişdir ki inde kelimesine huruf-i cardan heman min harf-i cerri dahil olur zira min ümm-ü carredir… ve inde عند kelimesi kezalik ande ve unda hereke-i selaseyle nahiye manasınadır el-anedü العَنَدُ fethateynle canib manasınadır yükalü cae min indihi ey min canibihi یقال جاء من عندە اي من جانبه...

Lütfi Özaydın

 

 

 

OSMANLI YOKKEN TÜRK YAZISI DA MI YOKTU?

Türk yazısı Osmanlı’nın esamisi okunmazken de Osmanlı ortadan kalktıktan sonra da vardı. Osmanlı yokken Türk yazısına Selçukluca demiyorduk, şimdi de demiyoruz.

KELİMELER KELİMELERİMİZ BİZ SİZ

Okumak yazmaktan bahsediyoruz. Okumanın; “Kur’an okumak yani kıraat”, yazmanın; “Kur’an-ı tahsin ile yazmak yani hat” olduğunu söylüyoruz.

İNDE İNDİNDE İNDÎ EKLENDİĞİNDE

Türkçenin kelimeleri itibariyle Kur’an ve Sünnet kaynaklı olması sadedinde bunu göstermek üzere tesbit ettiğimiz kelimelerin sonunu getirmenin imkân ve ihtimali yok.

BİR RÜYA GÖRDÜM
Soyuma sopuma dair...

Bir rüya gördüm Hak Teala hayırlara tebdil etsin; önceden hiç bulunmadığım bir mekanda idim...

KUR'AN HARFLERİ DENİNCE TÜRK YAZISI ANLAŞILIR

Hıristiyan takvimine göre 19. Asırda İngiliz başvekili Gladstone şöyle demişti: “Ellerinden Kur’an’ı almadıkça Türkleri mağlup edemeyiz.” Gladstone’un dediği Hıristiyanların 1928nci yılında vuku buldu.