İSMET ÖZEL- 1447 KURBAN BAYRAMI KONUŞMASI TAM METNİ

Selamun Aleyküm

Hepinizin bayramını teker teker tebrik ederim.

Durmuş Küçükşakalak: Bayramınız mübarek olsun efendim.

İsmet Özel: Ben de bayramınızı tebrik ederim. Kurban Bayramına Bayram-ı Kebir mi deniyor?

Durmuş Küçükşakalak: Evet.

İsmet Özel: Evet bir gün fazla tatil yapıldığı için daha büyük bayram oluyor Ramazan'a göre. Yani...

Muammer Parlar: Daha çok bayram yapıldığı için.

İsmet Özel: Daha çok bayram yapıldığı için. Aslında onun hikayesini biliyorsunuz hepiniz. Cahiliye devrinde Arapların iki sevinç günü varmış. Resulullah demiş ki ben de size iki sevinç günü vereceğim. Böylece hem Ramazan bittikten sonra hem de Hac mevsiminde iki bayram tesis edilmiş Asr-ı Saadet'te. Sevinç günü tabiri ilginç. Yani Ramazan bayramı için ters düşmüyor. Bir ay boyunca bütün Ümmet-i Muhammed imsaktan iftara kadar hiçbir şey yemeyip içmeyerek, cinsi münasebette bulunmayarak belli bir tavır sergilemiş oluyor. Yani insanları Allah'ın yarattığına dair bir vakıayı tecessüm ettirmiş oluyoruz. Yani biz hayvanlar gibi cinsi birleşme sonucunda doğan insanlar değiliz. Bizim için mesela evlilikte nikah bir esas, temel yani. Nikah da biliyorsunuz İslam anlayışında iki Müslümana, filancanın kızı filancayı kendime nikahladım diye bildirdiğiniz zaman nikah tamamlanmış oluyor. Yani Allah'ın huzurunda evleniyor herkes. Hristiyanlar gibi kilisede evlenmiyorlar. Yani öyle İslam'da camide evlenmek diye birşey yok. Aynı şekilde hayati vasfımızı Allah'tan aldığımız kuvvetle idame ettirebiliyoruz. Yani yediğimiz içtiğimiz şeyler bizi hayatta tutmuyor, bizi hayatta tutan iman gücümüzdür. Bunu bütün dünyaya deklare ediyoruz çünkü bir ay boyunca bütün Ümmet-i Muhammed oruç tutuyor. Bu az buz bir şey değil yani. İnsanlar bu geleneğe çocukluklarından itibaren muhatap oldukları için olurmuş gibi geliyor ama olmaz aslında. Yani bir ay boyunca insanların oruç tutmaları olağan bir şey değil, olağanüstü bir şey.

Kurban Bayramı'nda ise, biliyorsunuz kurban kelime anlamıyla yaklaşma, yakın durma manasına geliyor, şimdi hepiniz televizyon ekranlarında falan işitiyorsunuz, kurban edilecek hayvan kusursuz olmalı. Yani boynuzu kırık olmamalı mesela, aynı şekilde hasta da olmamalı. Kan akıtıyoruz fakat kendimizden bir şey feda ederek yapıyoruz bunu. Yani kendi değer verdiğimiz bir şeyi Allah uğruna feda ediyoruz. Onun için işte sevinç günü biraz ironik gibi duruyor. Yani pek sevinçli bir şey değil kurban vakıası yani. Ama gene de böyle bir ruh diriliği bütün Müslümanlardan dünyaya yansımış oluyor. Esasen İslami bir hayat, kolayca altından kalkılabilecek bir hayat değil. Yani çocuklarımıza Kur'an kurslarında falan ezberlettiğimiz 32 farz var. Yani bunları da okuduğunuz zaman vecibelerimiz çok ağır basıyor. Yapmamız gereken, mecbur olduğumuz şeyler yekûn tutuyor yani. Bu bakımdan biz mesela Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olduktan sonra İslam'dan vazgeçen insanların katlinin vacip olduğunu biliyoruz ve Türkiye'de de Osmanlı döneminde Tanzimat’tan sonra ilk değiştirilen şey bu oldu. Yani insanlar İslam'dan vazgeçtikleri zaman Osmanlı kanunlarına göre artık katledilemez oldular. Yani insanlar isterlerse Yahudi, Hristiyan veyahut putperest olabilirlerdi. Bu değişiklikle İslam beraberliğinin sonu getirildi diyebilirim yani. Çünkü söz vererek Müslüman oluyoruz. Yani La ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyoruz. Üstelik, Eşhedü en la ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu diyoruz. Yani bir şehadet dile geliyor. Bu sözü inkar etmek bir insanın hayatını sona erdirebiliyor yani. Bu sözden madem dönecektin, niye bu sözü verdin? diye soruyor insanlar yani. Bu bakımdan Müslüman hayatı kalbinde bütün insanlar için yer açmış insanların kolaylıkla cazibesine kapılabilecekleri bir durum arz ediyor. Yani biz İstiklal Marşı Derneği olarak İslam toprakları diye bir harita tertip ettik. Bu haritada fethedilmiş yerler de gösteriliyor. Fakat garibinize gidebilecek bir şey bu haritadan dolayı ortaya çıkıyor. Hiç savaşılmadan kazanılmış İslam toprakları var. Ve bunlar da küçümsenemeyecek kadar büyük araziler. Yani insanlar kılıç zoruyla Müslüman olmadılar. Fetih şüphesiz önemli bir şey. Açma, açılma demek fetih. Bunu da Türk dili bünyesinde eritmiş, mesela Yunanlılar Türk topraklarını ele geçirmek için harekete geçtikleri zaman bir İstiklal Harbi verildi. Ve benim annemin, babamın memleketi Söke. Yunanlılar Söke'yi de ele geçirecekleri için annem, kız kardeşi ve babası Yunanlıların cazip bulmayacakları bir yere göç ettiler, Söke'den ayrıldılar yani. Sonra şunu biliyorum çocukluğumdan “Söke açıldı, Söke açıldı” diye naralar duyulmuş. Yani fetih Türkçe dile gelmiş. Söke açıldı. Söke tekrar fethedildi manasında yani.

Tarihimiz bu bakımdan manidar bir tarih çünkü mektep kitaplarında Selçuklu İmparatorluğu, Anadolu Selçukluları ve Osmanlı Devleti gibi 600-700 sene sürdüğü söylenen vakalar öğrencilerin gözleri önüne seriliyor ve insanlar böyle bir süreç yaşandığını sanıyorlar. Hayır böyle olmadı. Biz bu toprakların vasfını değiştirdik. Yani bu toprakların karakteri İslamlaştı. Ve bu yüzden Birinci Dünya Savaşı'nı kaybetmiş bir ülke olarak bize müttefikler bir Sevr Anlaşması dayattılar. Bu anlaşmayı imzalayan insanları vatandaşlıktan çıkardık. Fakat İstiklal Harbi, Sevr Anlaşmasına muhalefet etmek üzere, bu toprakların gayrimüslimlere bırakılmasına engel olmak üzere başlatıldı ve kısmen de olsa başarıya erildi. Yani Gaza Beylikleri dediğimiz kuruluşlar hükümran oldukları topraklarda toplumun dokusunu İslamlaştırdılar. Toplum özünden değişti. Yani bir daha artık Hristiyanların kutsiyetiyle anılmamaya başlandı ve biz de tahsil hayatımız boyunca bir zamanlar buralar Hristiyan ülkesiymiş meğer görüşüyle yetişmedik. Yani hep İslam'ın önemli bir itibar alanı olarak karşımıza çıktı bu topraklar.

İslam'ın itibar alanı meselesi önemlidir çünkü Türkler Diyar-ı Rum'u Darü’l-İslam haline getirdikleri zaman ve bilhassa İstanbul'u fethettikten sonra gözde İslam alanları Bağdat-Şam hattından İstanbul'a kaydı. Yani o ünlü beyti bilirsiniz, “Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır / Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedâdır” diyor. Yani Acem mülkü öyle küçümsenecek bir şey değil. Hele bu İslam devriminden önce şahın çok iftihar ettiği bir kültür hazinesi vardı İran'da. Hala var tabii, hala o binalar ayakta. Ama Türk ahlakı dünyaya itimat edilebilecek bir insan tipi çıkardı. Müslümanlar, gayrimüslimlerin de kabul ettikleri, gayrimüslimlerin de tasdik ettikleri bir ahlaki üstünlüğe sahiptiler. Alexander Ypsilantis, Yunan isyanını ilk başlatan adam, Romanya taraflarında bir ayaklanma başlatmak üzere evinden ayrıldığında kendi öz kızını Müslüman komşusuna bıraktı. Yani pekala orada bir Rum ailesine bırakabilirdi. Ama hayır, güvenilecek olan insan Müslümandı. Yani Türkler İslam'ın itibarını bütün dünyaya hem ilan ettiler hem de teyit ettiler. Onun için Türk dendiği zaman sadece Müslüman anlaşıldı. Arap dendiği zaman Müslüman anlaşılmıyor. Çünkü sayısı oldukça kabarık bir Hristiyan Arap nüfusu var dünyada. Ve 50'li 60'lı yıllarda Arap Birliği toplantıları yapılırdı. Biz de hayretle bu toplantılara katılan papazları görürdük. Yani Arap Birliği söz konusu olduğu zaman Hristiyan Arapları da hesaba katmak gerekiyordu. Ama Türkler için bu mümkün değil. Onun için ne kadar insanlar DNA testi falan filan yapsalar da Finlilerin, Macarların Türk olmaları ciddi insanları gülümsetebilir ancak. Tabii ki Asyalı olmaktan gelen bir ortak taraf var. Ama insanı insan yapan biyolojisi değildir. İnsanı kendi inşa ettiği ahlaki bina vasıflandırabilir. O yüzden buna dikkat etmek gerekiyor. Yani biz İstiklal Marşı Derneği'ni 2007 yılında kurduk ve 2027 -Hıristiyan takvimine göre- yani önümüzdeki sene yirminci yılımızı arkada bırakacağız. Kötü bir şey mi yaptık İstiklal Marşı Derneği kurmakla? Bence hayır. Yani ben İstiklal Marşı Derneği'nin şu andaki durumundan çok memnun değilim ama gene bizim üyelerimiz bu 86 milyon nüfusun içinde seçkin insanlardır. Yani kıyaslanamayacak kadar üstün vasıflar arz ediyorlar. Ama doğrusu benim beklentim belki çok romantik görünebilir ama bunun üzerindeydi yani.

Sessizlikten bilistifade biraz su içtim. Türkler Müslüman kimliklerine çok bağlı olarak yılları, yüzyılları geçirdiler. Hatta şarkılarımız arasında bayram gecesi ibaresini kullanan bir şarkı da var. Hatırladınız mı bilmiyorum. Neyse, ben şimdi burada onu söyleyemeyeceğim ama öyle... İçli dışlı yaşadık İslam'la Türk milleti olarak. Ben 1944 -Hristiyan takvimine göre- doğumluyum benim çocukluğumda bile Avrupalı tesirlerden kendini korumuş çevrelerde genç kızların çok samimi arkadaşlarına ahretlik diye hitap ettiklerini biliyorum. Yani bu dünyada sevdikleri insanların öbür dünyada da birlikte olacaklarına dair bir inanç, köklü bir inanç Türk toplumunda vardı.

Şimdi bugün burada bir konuşma yapıp yapmayacağımı kimse bana sormadı, nasıl olsa yapar diye. Bugün derneğe gelmek için çıkarken baktım şuradaki kanepe yukarı konmuş. Tamam dedim bu hazırlık tamamlanmış. Yani susuyorum konuşma sırasında çünkü kendimi size hitap edecek bir ruh durumuna ayarlamadım. Onun için bir konferans da değil bu. Bir zamanlar Arap ülkeleriyle Türkiye arasında bu bayramın hangi gün kutlanacağına dair bir tartışma vardı. Diyanetin hazırladığı takvimle Arap ülkelerinin uygulamaları örtüşmüyordu ve o zaman bu radikal Müslümanlar, onların arasında ben de vardım, radyo dinlerdik yani Arap ülkeleri ne zaman bayram ediyorlar, biz de o gün bayram edelim diye. Galiba bir gün erken oluyordu bizden Arapların bayramı. O zaman yapıyorduk yani. Mesela o gün oruç tutmuyorduk. Arap ülkeleri diye bir tabir var dilimizde. Aslında tarih atlasına baktığımız zaman bütün o ülkeler birer Osmanlı toprağıydı. Bugün İsrail'in zulmünden şikayet ediliyor ama hiç kimse Osmanlı toprağının bir kısmının gasp edilerek bu devletin kurulduğundan bahsetmiyor. Hatta bizim Sumut mu? Bir filoya katılan insanlarımız bile bundan bahsetmiyor. Yani bundan bahsetmiyor insanlar. Halbuki gasp edilmiş topraklardır onlar. Yani hiç kimse hediye etmedi onlara. Tam tersine 1917 yılında İngiliz dışişleri yetkilisi Balfour, Lord Rothschild'e bir mektup gönderdi. Dedi ki, İngilizler Filistin'i ele geçirdiler, artık Yahudiler güvenle bu topraklara -yıl 1917, savaş bitmemiş henüz- Filistin'e serbestçe yerleşebilirler dedi. Hıristiyan takvimine göre  1917 yılı dünya tarihi bakımından -İslam takviminde hangi yıla tekabül ediyor bilmiyorum- önemlidir. Çünkü o yıl Rus Çarı devrildi. O yıl Balfour deklarasyonu ortaya çıktı ve aynı yıl Medine müdafaası gerçekleşti. Yani Fahrettin Paşa Medine'yi teslim etmedi. Ona padişahın bu yönde talimatı olduğunu söyledikleri zaman dedi ki, padişah eğer bunu gerçekten söylediyse zor altında söylemiştir dolayısıyla biz Medine'yi bırakmıyoruz dedi. Hatta büyük bir oyunla da Fahrettin Paşa yakalandı ve arkasından Malta'ya götürüldü. Serbest bırakıldıktan sonra bu adam Müslüman olduğu için İstiklal Harbi’ne katmadılar bu adamı. Ne yaptılar? Kâbil’e büyükelçi tayin ettiler. Türk tarihinde "mehmetçik" kelimesini hem icat eden hem de resmi yazışmalarda da kullanan kişi Fahrettin Paşa'dır. Yani bugün Mehmetçik Vakfı var ama bunların alakası yok mehmetçikle yani. Ve Mehmetçik subayları kapsamaz yani mehmetçik erattır. Bu mehmetçik, zaten onu Fahrettin Paşa söylemişti yani ben Medine'yi bıraksam bile mehmetçik bırakmaz demiştir. Nitekim Medine'deki erat Fahrettin Paşa'ya şöyle bir teklif sundu: Kendi vücudumuza patlatıcılar bağlayalım, hep beraber burada ölelim yani kafirlerin eline geçmesin bu mukaddes emanetler diye. Bu teklifte bulunan kişiler mehmetçik olarak bilinen kişilerdi.

Bu kadar konuştuğum yetmez mi? Bence yeter. Yani bitirirken de hepinizin bayramını tekrar tebrik ederim. Kalın sağlıcakla.

12 Zilhicce 1447 (28 Mayıs 2026) İstanbul

 

TÜRK YAZISIYLA MÜSLÜMAN TAKVİMİ Paneli İstanbul'da Yapıldı

"Türk Yazısıyla Müslüman Takvimi" paneli 28 Zilhicce 1447 (14 Haziran 2026) Pazar günü İstanbul'da yapıldı.

KALIN TÜRK Kitabının İlaveli Katmerli Yeni Baskısı

Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel’in KALIN TÜRK kitabının “Gözden Geçirilmiş, Katmerli, İlaveli” yeni baskısı yapıldı.

TÜRK VARLIĞINA SARILMAK - PANEL VE KONSER

"Türk Varlığına Sarılmak" paneli  28 Şevval 1443 (29 Mayıs) Pazar günü İstanbul'da yapıldı.

İSTİKLÂL MARŞI NASRULLAH CAMİİ'NİN İÇİNDE DEĞİL ANCAK AVLUSUNDA OKUTULDU

Fakat bu sene Nasrullah Camii'nde sadece Mevlid-i Şerifi okuyabildik. Bunu da cami mikrofonlarının görevlilerce kapatıldığı bir ortamda yapabildik.

TARİHÎ ROL: TÜRKLÜK; TARİHÎ SAHNE:TÜRKELİ

Panel ve Konser, 30 Zilhicce 1445 Cumartesi, İstanbul