Millî Marş Müsabakası - Hakimiyet-i Milliye, 26 Rebî'ül Ahir 1344, 13 Teşrin-i Sani 1925

Maarif Vekâletinin Bir Müsabakası

Memnuniyetle öğrendiğimize göre Maarif Vekâletimiz meşkûr faaliyet eseri olarak millî marş güftesinin tanzimi için bir müsabaka açmağı kararlaştırmıştır. Vekâletin bu husustaki tamiminde denilmektedir ki: “Güftenin vakarlı, ümit saçıcı, ruhu yükseltici olması şarttır. Açık bir Türkçe ile veciz surette Türklüğün varlığı, büyük mazisini ve daha büyük istikbali ifade etmelidir. Güftenin muhtasar olması da bir meziyet teşkil eder. Müsabakayı kazanan esere hars masrafından beş yüz lira mükâfat-ı nakdiye ile bir maarif madalyası, ikinciye yüz lira mükâfat ile takdirname verilecektir. Kaleme alınacak eserlerin 1342 Kânun-i Sani nihayetinde Maarif Vekâleti’ne gönderilmesi lâzımdır. Millî marşın güfte ve bestesi Meclis-i Âlî’nin tasdikine iktiran ettikten sonra resmiyet kesp edecektir. Akif Bey’in İstiklâl Marşı büyük mücadelelerimizin kutsî bir hatırası olarak saklanacak ve millî marş yanında İstiklâl Marşı unvanıyla merasimde söylenecektir.

Hakimiyet-i Milliye, 26 Rebî'ül Ahir 1344, 13 Teşrîn-i Sani 1925.

Nihad Sami Banarlı: "Türk İstiklâl Marşı, şiir kalitesi ve söyleyiş güzelliği bakımından, yeryüzündeki millî marşların hiç birisiyle ölçülemiyecek kadar üstün ve derin mânâlı bir şiirdir."

SÖZE merhum Süleyman Nazif'in bir makalesini hatırlayarak başlıyacağım. Milli iftihar ve ıztıraplarmızla yuğrulmuş, canlı ve ateşli nesirleriyle Süleyman Nazif,

Türk vatanının sesini, Türk istiklâlinin sesini dünyaya işittirse günaha mı girer?

Birkaç sene evvel, limanımıza Amerika'lılarla dolu büyük bir seyyah vapuru gelmişti. Bu vapurun sabık bir İngiliz Amiralı olan kumandanı, İstanbul'un tanınmış simaları için bir danslı müsamere tertip etmişti.

“İstiklâl Marşı marşların en büyüğüdür; ölümsüzdür..."

Çünkü en büyük hâdisenin yazdırdığı marştır, iman ve azim ordularının bütün dünyaya, bütün kâinata bu iman ve bu azmin, ebedi yankılar bırakan okuyuşudur: 

Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli-

Gazetenin tarihinin 1940 olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nde Ezan-ı Muhammedî’nin  1932’den 1950’ye kadar okutulmadığını düşünürseniz İstiklâl Marşı’nın niçin “parçalanmak suretiyle” sansür edildiğini anlamak zor olmaz.  

MEHMED AKİF BU İŞİN USTASI BİR "FA-İ-LA-TÜN MAKİNASI"

Türkçenin heceleri hep kısa. Ama -"Türk" hecesinde olduğu gibi- kapalı veya açık olabiliyorlar. Akif, "kork" - "ma" derken uzun "fa" ile kısa "i"yi , "sön" - "mez" derken de gene uzun olan "la" ve " tün"ü devreye sokuyor. Bunları izleyen kelimelerde "şafak" ya da "sancak" köken olarak Türkçe olmamakla birlikte Türkçenin yapısına, ses uyumuna vb. uygun kelimeler. Dolayısıyla yalnız açık ve kapalı hece sıralamasıyla hem Türkçe, hem de aruz bir dize elde ediyoruz. Tabii "bir" dize değil. Mehmed Akif bu işin ustası bir "fa-i-la-tün makinası" olarak böyle yüzlerce dize üretebiliyor.

Gençliğe öğretmek için kurslar açıldı

Millî Türk talebe birliği gençliğinin millî marşlarımızı öğrenmesini temin için Halkevi ve Konservatuvarla temas ederek...

M. Ertuğrul Düzdağ - Mehmed Akif Hakkında Araştırmalar

Mehmed Âkif Bey, İstiklâl Marşı’nın ifâde ettiği mânâda bir milliyetçiliğe taraftardır. On kıt’alık İstiklâl Marşı’mız, bir milletin bütün fertlerinin, âdeta bir ağızdan, birbirlerine,