Fehmi Cumalıoğlu - Mehmed Âkif'in Hayatı ve İstiklâl Marşı; "İstiklâl Marşı (...) oy birliğiyle kabul edildi."

(...)

Umutların bulutlandığı o kara günlerde hırslar, kırgınlıklar hep unutulmuş, herkes şahsi emellerini bir kenara atmış, bütün fikirler ve gönüller bir noktada toplanmıştı. Vatanın kurtuluşu… O vatan ki her zerre toprağında her evden en az bir şehit yatan bir cennet bağı idi. 700 yıl bu atalar yadigârı ocağa namahrem eli değmemişti. O günler bu muazzez ülkeyi ta Sakaryaya kadar düşman çiğnemişti. Can evimize aç kurtlar gibi girmişti. İstiklâlimiz, varlığımız tehlikeye düşmüştü. Bu günkü Batılı ve Yeni Dünyalı dostlarımız o günler belki bir Ehli Salip gayreti ile ve belki de maziden kalma bir öc alma hevesi ile can alıcı bir canavar gibi karşımıza dikilmişti. İnsanlık sevgisi, Devletler Hukuku hepsi bir masal haline gelmişti. Bize kendimizden ve Allahdan başka yar olmadığı kanaati olayların fecaatı karşısında gerçekleşmişti. Millet dişini tırnağına takmış, imanını silâh yapmıştı. Herkes hulûs ile Allaha sarılmıştı. Yurdun her köşesinde olduğu gibi Ankaranın ufuklarına kadar İlâhi bir hava sinmişti. B.M. Meclisinin sakafı senelerce düa ve tekbir sadaları ile inlemişti. Esasen B. M. Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram Veli camiinde Cuma namazı bütün mebusların iştirakiyle kılındıktan, düalar yapılıp kurbanlar kesildikten sonra küşat edilmişti. Şimdi o cennet vatanın gül bahçelerinde baykuşlar tünemişti. İşte bu buhranlı günlerin birinde şahlanan bu kutsal heyecanı, bu milli feragatı dile getirip nesillere devretmek lüzumunu duyanların başında I. B. M. Meclisinin II. nci Maarif Vekili Hamdullah Suphi beyi görüyoruz. Muvazenei Umumiye Komisyonunda fikrini açıklayınca hemen kabul edildi. Maarif mensuplarından bir jüri seçildi. Birinciliği kazanacak ve Meclisin tasvibini alacak esere 500 lira mükâfat kondu. Müsabaka şartları ilân edildi. Kısa zamanda 724 manzume geldi. Bunlar Millî hisleri terennüm eden birer şiir olmakla beraber o günün muhteşem heyecanını tam manâsiyle aksettiremiyordu. Bunlar ne Hamdullah Suphi beyi, ne jüriyi, ne de mebusları tatmin edebildi. İşin sonunda para olduğu için Âkif müsabakaya girmemişti. Çünkü o maddi manevi varlığını vatanına ve Milletine armağan etmiş müstesna fanilerden biri idi. Maarif Vekili Hamdullah Suphi bey kendisine bir mektup yazdı. Asil endişesinin kaldırılacağını, son çare olarak kendisinin bu marşı yazmasını ve Memleketi bu müessir telkin ve teheyyüçden mahrum bırakmamasını rica etti. Âkif mektubu iki defa okudu. “Demekki son çare benim yazmam imiş, ben yazmazsam memleketim muhtaç olduğu telkin ve teheyyüçden mahrum kalacakmış. O halde bunu yazmak benim vazifemdir” dedi ve Taceddin dergâhına çekildi… Bu haber çabucak Ankarada yayıldı. Dr. Hüseyin Suat ve Muhiddin Baha beyler verdikleri manzumeleri geri aldı. Âkif’in sunduğu şiir imzasız idi. Fakat oy birliği ile jüri onun eserini seçmişti. I. nci B.M. Meclisinin ikinci toplantı yılına girdiği günde Vekil kürsüye çıktı ve Âkif’in yazdığı İstiklâl Marşını okudu. Meclis bir alkış ve heyecan tufanına tutuldu. Bir daha bir daha okunsun sesleri gürledi. Bütün mebuslar ayakda üç defa bu marşı dinledi. Meclisin 12 Mart 1337 tarihli gündeminde İstiklâl Marşı kanun lâyıhası müzakere edildi. Ve oy birliği ile kabul edildi. Bütün mebuslar “Maarif Vekili Marşı okusun” diye bağırıyorlardı. Hamdullah Suphi bey kürsüye çıktı.

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen Al sancak
Sönmeden Yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim Milletimin Yıldızıdır parlayacak
O benimdir, O benim Milletimindir ancak.
 
Çatma! Kurban olayım Çehreni ey nazlı Hilâl,
Kahraman ırkıma bir gül… Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl
Hakkıdır Hakka tapan Milletimin İstiklâl! 

(...) 

İstiklâl Marşı Âkifin ruhunda manâsını bulan Yüce bir milletin sesidir. Türkün zafer âbidesidir. İstiklâl Marşı, Vatan uğrunda varını yoğunu Millete adayanların, bu Topraklar altında kefensiz yatanların, bize bu Cennet Vatanı bırakanların armağanıdır. İstiklâl Marşı, vatanın şeref ve namusuna saldıranları, o kutsal Vatanın harimi ismetinde boğanların Marşıdır. İstiklâl Marşı, Türk Vatanına ve Türk Milletine gönül bağlayanların, Allah’a inananların marşıdır. İstiklâl Marşı, bizi yok etmek isteyenler, Türk Milletini yabanın kölesi yapmak idealini gündenlere, bu asil Milletin millî şamarıdır. İstiklâl Marşı varlığını ve benliğini çiğnetmeyenlerin, “hangi çılgın bana zincir vuracakmış” deyenlerin malıdır. Bu marş değişmez ve değiştirilemez. Bu Marş nesilden nesile kutsal bir emanet gibi dolaşacak, ve Türk Milleti payidar oldukça nazlı Türkiyenin İstiklâl sembolü ve gönüllerimizin tacı olarak kalacaktır. Merhum Âkif “bu Millete Allah, tekrar İstiklâlinin marşını yazmak felâketini göstermesin” demişti. Yüce Türk Milleti bu istiklâlin manâsını kaybetmedikçe, kendine güvencini, Yaradana inancını muhafaza ettikçe bu Marş ebediyyen bu Vatanın ufukları üstünde çınlayacaktır.

(...)

Fehmi Cumalıoğlu, Mehmed Akif'in Hayatı ve İstiklâl Marşı,
Sönmez Neşriyat, İstanbul, 1962, s. 16-20.

 

Mehmet Akif Bey'in vasat kıymette bir manzumesi...

İlk hürriyet senesinden beri binlerce türkü ve marş çıktı, içlerinden bir çoğu notaya, müzikaya, mektebe alındı, yüz binlerce çocuk ve asker...

“İstiklâl Marşı marşların en büyüğüdür; ölümsüzdür..."

Çünkü en büyük hâdisenin yazdırdığı marştır, iman ve azim ordularının bütün dünyaya, bütün kâinata bu iman ve bu azmin, ebedi yankılar bırakan okuyuşudur: 

"Düşünün bir, ya İstiklâl Marşı da olmasaydı?"

İstiklal Marşı: Derin Bir Millî Mutabakat Metni

ATATÜRKÇÜ LÂYİKLİK POLİTİKASI

"Bir politika Atatürkçü olmak için neye layik olmalıdır?" sorusundayız.

"Türk eriyiz, silsilemiz kahraman Müslüman Hakk'a tapan müslüman"

Mehmet Akif Ersoy'da Türk Kimliği

Vatanperverliği, Türkçülüğü ve Türk Kimliği

Cemil Sena Ongun - Mehmet Âkif: Hayatı, Eserleri ve İdealleri

İstiklal marşı, bir marş olarak, yani beste bakımından belki kusurlu bir eserdir, fakat tarihsel ve bediî değeri inkar edilemiyen bir şaheserdir.