Millî Bir Marşa Muhtacız

Millî Bir Marşa Muhtacız.

“İstiklal Marşı, Dediğimiz Şimdiki Marş, Bir Millet Marşı Değil; Bir Ümmet Marşıdır.”

Şiir ve musikinin asil ve ülvî heyecanları ifade etmekteki sihirli ve sonsuz kudretini mezçeden en güzel nümune bir milletin her neslini coşturan, haykırtan ve sürükliyen millî marşlardır.

Türk milleti, bütün bir cihan huzurunda davaların en haklısı, en güzeli olan istiklali için ayaklandığı zaman, terennüm edeceği engin, gür ve manalı ahengi aradı..

Ne acemin mübalagası, ne frengin tafrafüruşluğu, ne arabın mazi perestliği!... Türkün kendi ırkına cesaretini, civanmertliğini medeniyetini, faziyletini haykıracak bir hava lâzımdr..

Olgun kafasının bütün güzel fikirleri, ayet ve hadislerin örümcek ağına takılıp kalmış olan bir din şairi, garip bir tesadüfle, milliyetin öz şiiri olması lazım gelen bir marşı ilk defa yazmış bulundu.. Fakat "Allah millî marş etsin” dedikleri işte budur..

Cennet, cehennem; helal, haram; minare, ezan; kubbe, mabet ve ilh.. ilmihalle kısası enbiyanın, veznin ve mevzuun kaydı altında ancak bu kadar kelimesi bir şiire sokulabilirdi... Mekke ve medineyi kurtaran bir ümmet, bunu kendine has bir kasiyde telakki edebilirdi... Fakat istiklâlini kuran, kendi öz yurdunu kurtaran bir millet, buna bigâne kalmaktan başka ne yapabilirdi?.. Sonunda (âmin) denebilecek mısraları da olduktan sonra.. Beş on mübalağa birkaç teşbih ve uzun bir dua... Bu âcûbeyi hâlâ millî marş diye terennüm etmekte, her şeyden evel, sanatımız için hazin bir mahcubiyet yok mudur?

Arap zevki, arap vezni ve arap telakkisi ile yazılmış olan; bir marştan ziyade bir ilâhiye, bir gürleyişten ziyade bir duaya benziyen o uzun mısraların ve o mufassal nazmın yerine gür, vakur ve emin bir sesle asırların siynesinden gelip asırların izanına haykıran bir milli marşa ihtiyacımız var..

Zaferimizle övünmiye, kuvvetlerimize güvenmiye, istiklâlin zevkini haykırmıya, vatan uğrunda ölümün şevkini duymıya bizim her ırktan, her milletten ziyade hakkımız ve kuvvetimiz ve salâhiyetimiz vardır.

Birkaç güzel ve sanatkârane misraı müstesna, bilhassa müşterek hislerimizi ifade etmekte, artık hiç bir değeri kalmıyan bu şiiri bir kenara bırakmak zamanı gelmiştir. Ya her merasimde, her içtimada bir millî marş terennüm etmenin çok lüzumlu, çok faydalı bir şey olduğunu reddetmiye yahut da asil hislerimizi öz dilimizi anlatan, millî ve modern bir beste ile ahenkliyen bir marş yapana kadar başımız önümüzde susmıya mecburuz...

İlk ihtiyacın vuzuh ve katiyetle duyulduğu o zamanlarda olduğu gibi hararetli bir alâka ile yeni bir istiklâl marşı müsabakası tertip etmek, bunun bütün millî vasıflarla beraber bestelenmek kabiliyetine de malik olmasını nazarı iytibara almak lâzımdır.. Bunu, sanat zaviyesinden görerek zevk miyarına vurarak değil içtimaî bir mecburiyet ve âdet olduğunu düşünerek böyle göz önünde tutulmasını teklif ediyoruz..

Eğer böyle bir müsabaka açılırsa; muhterem şairlerimizin biz, ısmarlama yazmayız teranesiyle bigâne kalacaklarını tahmin edebiliriz... Bunun cevabı da şimdiden verilebilir: Şiir, saniha ve ilham denilen mevhum bir şeyin mahsulü değildir.. Birden duyup birden yazmak yalnız âsâp arzu suna ait mevzular içindir. Vatan aşkını duyan ve onunla çırpınan bir kalp sahibi için küçük bir teşvik, anî bir heyecan hattâ müstakbel bir takdir yüksek hissini anlatması ve bizi heyecana savketmesi için kâfidir... Acaba niçin Endülüsün Tarıkına ve Pencabın Eşberine methiyeler yazanlar, Dumlupınarın Mustafa Kemaline hâlâ bir mısra bir ceste bile sunamadılar.

Behçet Kemal, Hakimiyeti Milliye, 21 Teşrinievel 1931, s.3

Lütfü Şehsuvaroğlu: "Ankara’ya Gelişin Meyvesi veya Ardında Yatan Sır: İstiklâl Marşı"

1920 yılında teşkil olunan Birinci Büyük Millet Meclisi’ne Burdur mebusu olarak katılan Mehmed Âkif bu sürede Taceddin

Bize lazım olan yalnız (istiklâl) değil, istiklâl mefhûmunu ifâde eden bir (millî marş)tır.

Malûm olan İstiklâl Marşı, bir İstiklâl Marşı değildir. Basit bir hamâsiyât türküsüdür. Üç metre boyunda mısralarla tagannî edilecek bir İstiklâl Marşı arzın beş kıtasında aransa bulunmaz

İstiklal Marşımız İstanbullulara gizlice dağıtılmıştı.

İstiklal Marşımız, o zaman işgal altında bulunan İstanbulda ilk defa olarak merhum Muallim Ahmet Halit Yaşaroğlu tarafından gizlice bastırılmış

Cemal Kutay - Necid Çöllerinde Mehmed Âkif

Bunun üzerine annem kardeşlerimle birlikte Kastamonudan Ankaraya geldiler. Artık Ankarada ailece yerleşmiş idik. Mehmet Âkif bu sıralarda İstiklâl marşını yaratmış, bu muvaffakiyeti 500 lira

"Hiçbir İslâm ülkesinin millî marşı, Türk'ün İstiklâl Marşı kadar güzel değil."

Araştırma yapanlar söylüyorlar: "Bütün İslâm ülkeleri içinde en güzel İstiklâl Marşı, bizim istiklâl marşımız" diyorlar.

Ama Âkif, sabahları bu mısraları silmek, kimseye göstermemek ister gibi görünürdü.

Âkif, öbür duvar dibindeki yatağında yarı doğrulmuş, gecelerden beri yaptığı gibi, taş duvara bir mısra daha kazıyordu.