Son seneler içinde bir çok kelimelerin mânaları adeta büsbütün değişti. Eskiden bir emniyet, bir sağlamlık ifadesi olan garanti kelimesinin bile ipliği pazara çıktı. Hele şu medeniyet kelimesi artık söylenildiği zaman dudaklarda hafif bir tebessüm uyandıran bir söz haline girdi.
Meselâ bugün “Medeni Avrupa” denildiği zaman insanın hiç olmazsa şöyle hafif tertib güleceği geliyor.
Geçen gün meşhur bir romancıya dişçiden çıkarken rastladım. Gülümsiyerek bana:
- Artık ben medeniyete benzedim!.. dedi.
Sordum:
Medeniyete mi benzedin?
- Öyle ya ağzımda tek dişim kaldı...
Dostum:
“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar...”
Mısraını hatırlatıyordu.
Hikmet Feridun, Akşam, 8 Kasım 1939, s.3

"İdeolojisine İstiklal Marşı’ndan başka çerçeve aramayan bir Türk milliyetçisi olmakla övünürüm"
... İslâmcıların milliyetçiliğe bakışlarında son gelinen nokta İsmet Özel’in (d. 1944) 1980’lerin ikinci yarısından itibaren geliştirdiği ve son yıllarda tartışmalara yol açan Türklük vurgusudur.
ENKAZ YIĞINLARI ALTINDAN YÜKSELEN İSTİKLÂL MARŞI
Muallimi, çocuğa ölürken bile İstiklâl marşı söylenmesi lâzım geldiğini öğretmişti, çocuk hocasının sözünü dinledi ve sesini duyanlar...
"Mehmet Akif, kendinden geçmişti. Dudaklarından kendi yazdığı İstiklâl Marşı’nın mısraları dökülüyordu."
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 temmuz 1922 tarihli oturumunda, Erzurum Milletvekili Salih Efendi’nin Kurban Bayramını tebrik etmek üzere Batı Cephesi’ne
İkinci Meşrutiyetten sonra yalnız İstiklâl Marşı bestelendi. O da her yerde okunmaz, çünkü bir nevi millî Kantik’dir. Bunun haricinde coşturucu güfteler, adımları vezinleştiren, dinleyenleri bir asker gibi toprağı gümleterek yürümeyi icbar eden besteler lâzımdır.
"İstiklâl Kelimesine Bu Mânâ ve Mefhûmu Biz Türkler Vermişizdir."
Şekil bakımından yanlış olan bağım ve bağımsızlık kelimeleri istiklâl ve müstakil yerine kullanılıyor. Bağ kökünden türetildiği anlaşılan kelimenin şekil bakımından yanlışlığı
Bu akşam sizlere, Âkif adlı o büyük Türk evlâdının çok az fâniye nasib olur, çile dolu şerefli hayatını, şiirin ilâhî mertebesine ulaşmış yüce san’atını değil, yalnız aramızda geçen en son gününü anlatacağım
Eşref Edip - Mehmet Âkif Hayatı, Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları
Dergâhta şiir yazarken Üstad Ankaradaki bütün şiirlerini, İstiklâl marşını hep bu dergâhta yazmıştır. Yüzlerce asır Türk Milletile beraber yaşayacak olan
Türkçenin heceleri hep kısa. Ama -"Türk" hecesinde olduğu gibi- kapalı veya açık olabiliyorlar. Akif, "kork" - "ma" derken uzun "fa" ile kısa "i"yi , "sön" - "mez" derken de gene uzun olan "la" ve " tün"ü devreye sokuyor. Bunları izleyen kelimelerde "şafak" ya da "sancak" köken olarak Türkçe olmamakla birlikte Türkçenin yapısına, ses uyumuna vb. uygun kelimeler. Dolayısıyla yalnız açık ve kapalı hece sıralamasıyla hem Türkçe, hem de aruz bir dize elde ediyoruz. Tabii "bir" dize değil. Mehmed Akif bu işin ustası bir "fa-i-la-tün makinası" olarak böyle yüzlerce dize üretebiliyor.


