BİR ARADA SÖYLEYEMEDİĞİMİZ GÜFTE: İSTİKLÂL MARŞI

Bu memlekette, halk türkülerinin, Sambo danslarının 100 binlerce notası kapışılırken, yalnız 4000 İstiklâl Marşı'nın notası tam 25 yılda satılamıyor

HİÇBİR Türk evlâdı yoktur ki, kalbi vatan aşkı ile dolu olmasın! Türk milletinde hiçbir fert tasavvur edilemez ki, yurd müdafaasında bir ayrı gayrilik göstersin! Yine hiçbir Türk gösterilemez ki, millî dâvalarımızda, bir anlayış farkından bir ayrılış mevzuu ortaya atsın! Türk milleti, yıllardanberi, millî dâvalarını bir kül halinde, aynı zaviyeden görmüş, beraberce mütalâa etmiş, ve bu dünyada, her milletten daha rahat, daha huzurlu yaşama imkânlarını, bu suretle hazırlamıştır. "Ne mutlu Türküm diyene" sözü, kısaca bu meziyetlerimizin ifadesi değil midir? Fakat, kendimize has olan bütün bu meziyetlerimizin dışında, samimî olarak söyliyeyim ki, ihmal ve lâkayt hareketlerimizden doğma kusurlarımız da yok değildir. Misal mi istiyorsunuz: İstiklâl Marşımıza karşı olan yabancılığımız.

Evet, İstiklâl Marşımızın, yüce şair Mehmet Akif tarafından yazılıp, ince ruhlu bestekârımız Zeki Üngör tarafından bestelendiğini biliyoruz. Fakat, gelin, büyük vatan şairimizin kalbinden fışkıran:

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak
O benimdir, o benim milletimindir ancak


Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl
Kahraman ırkıma gül, ne bu şiddet bu celâl
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl
Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklâl.

Mısralarını, harmoni'si ile, hep birlikte söylemeğe kalkalım, âhenksiz haykırışlarımızdan çıkan falsoları o zaman daha iyi sezebilirsiniz.
Geçen Mayıs ayında, İnönü stadında yapılan Türkiye - Avusturya millî futbol maçında, stadyomu dolduran 25000 kişinin, bir arada millî marşımızı söylemeye muvaffak olamadıklarını acı bir hakikat olarak yakinen gördük.

Yine acı bir hakikat olarak şunu da duyduk ki, dünyaya Türkün kuvvet ve kudretini tanıtan arslan güreşçilerimiz, Wembley stadında 100.000 kişiyle defalarca Türk millî marşını dinletirken, Türk kolonisi bir araya gelip de hep bir ağızdan millî marşımızı terennüm edememiş! Buna mukabil yine defalarca çalınan İsveç millî marşını, her defasında 20.000 den fazla İsveçli hep bir ağızdan söylemek suretile, muazzam bir insan topluluğunun dikkatini üzerlerine çekmişler! Maalesef, millî marşımızın notası olduğu halde, her yerde başka türlü çalınıyor, başka türlü söyleniyor. Niçin hep birlikte, güfte ve bestesini lâyıkile öğrenemiyoruz? Bu şanlı marşımızı bir ağızdan terennüm edemiyoruz?..

Bunun sebeplerini araştırmak gayesile, millî marşımızın bestekârı, eski Riyaseti Cumhur orkestra şefi Zeki Üngör ile konuşmağı faydalı bulduk:

— Millî marşımızı nasıl bestelediniz?
— Rahmetli şair Mehmet Akif'in yazdığı İstiklâl Marşı şiiri, bana düşman işgalinden kurtulmuş olan İzmir'e, Türk askerlerinin girişini hatırlattı. Bu ilham ile İstiklâl Marşı'nı besteledim. Esasen, marşın Cornette'lerle başlaması, muzaffer bir ordunun bir şehre girişini ve borazan seslerini hatırlatır.
— İstiklâl Marşı'nı hangi sene bestelediniz?
— 1923 yılında, Cumhuriyetin ilânından az bir zaman sonra.
— Bu marşı ilk defa nerede çaldınız?
— 1924 yılında, Ankarada Riyaseti Cumhur bandosu ile Gazi Mustafa Kemali karşılarken, Mustafa Kemal Paşa bu marşı dinlerken fevkalâde heyecana gelmiş ve hemen ertesi günü bu marşın bütün devletlere tamim edilmesini emretmişti.
— İstiklâl Marşı'nın, millî marş olarak kabul edilmesi kanunlaşmış mıdır?
— Güftesi, Büyük Millet Meclisinin tasdikinden geçti. Fakat, bestesi için bir ikinci tasdike lüzum görülmedi.
— Bir marşta ne gibi vasıflar aranır?
— Evvel emirde bir marşın o milletin ruhuna uyması şarttır. İkincisi kısa olması ve nihayet hiç bir marş ile en ufak benzerliği bulunmaması lâzımdır.
— Millî marşımızı biz gayet ağır çalıyoruz. Başka milletler daha seri çalıyorlar. Bunun sebebi nedir acaba?
— Millî marşımız kısadır. Biz de ağır çalınmasına sebep şu olsa gerek: O tarihte İstiklâl Marşımızın plâğa alınması lâzım geliyordu. Marş kısa olduğu için bütün bir plâğı dolduramadı. Biz de, yavaş çalınması halinde dolduracağını tahmin ettik. Nitekim öyle oldu. Ağır tempo ile çalınarak plâk doldurulmuş oldu. Eserin bir ton yukarıdan çalınması daha doğru olur. Bu suretle marşın yürüyüş âhengine de uyması sağlanmış olur.
— İstiklâl marşı notalarından kaç adet bastırdınız?
— İşte bu sual ile bilerek veya bilmiyerek can damarıma dokunmuş oldunuz. Bunu size bütün acılığı ile söyliyeyim ki: 1924 yılında Hariciye Vekâleti tarafından 1000 adet Ankara'da Hâkimiyeti Milliye Matbaasında bastırıldı. 1932 yılında, yine aynı matbaada 2000 adet daha basıldı. Ve nihayet 1945 yılında İstanbul'da 1000 nüsha daha tab ettirdim ki, bunun da yarısından fazlası elân satışı için bıraktığım Yüksekkaldırımda Papayorgiu mağazasında durmaktadır.
— Demek millî marşımız yalnız 4000 nüsha basıldı?
— Maalesef, onun da hepsi tükenmiş değil.
İstiklâl Marşımızın (4000) adet nüshasının 25 yılda satılamadığını gördükten sonra, millî marşımızı öğrenemediğimizin ve hep birlikte söyleyemediğimizin sebebini daha iyi anlamış oluyoruz. Ve şu hakikati de içimiz parçalanarak bir defa daha anlıyoruz ki, millî duyguların şaheserine malik olan bu millet, maalesef millî marşımıza, halk türküleri, Samba dansları kadar alâka göstermiyor. Filânın okuduğu halk türküsü, falanın söylediği bilmem ne dansı havası, bu memlekette yüz binleri aşan nüshaları halinde kapışılıyor... Ne kadar yazık! Nekadar acı değil mi?

Selim Nafiz, Tasvir, 9 Mayıs 1949
 

Nihad Sami Banarlı: "Türk İstiklâl Marşı, şiir kalitesi ve söyleyiş güzelliği bakımından, yeryüzündeki millî marşların hiç birisiyle ölçülemiyecek kadar üstün ve derin mânâlı bir şiirdir."

SÖZE merhum Süleyman Nazif'in bir makalesini hatırlayarak başlıyacağım. Milli iftihar ve ıztıraplarmızla yuğrulmuş, canlı ve ateşli nesirleriyle Süleyman Nazif,

"İstiklâl Marşı"nı kabul eden Türkiye Büyük Millet Meclisi de kültür ve heyecan bakımından aynı yüksek seviyede idi.

Ziya Gökalp, büyük mefkûrelerin, cemiyetlerin buhranlı devirlerinde doğduğunu ve onlara yol gösterdiğini söyler. İstiklâl marşları da böyledir.

MİLLET İÇİN, ORDU İÇİN BİR İSTİKLÂL MARŞI'NA İHTİYAÇ VAR

Vekil ile görüştüm, dedi; sizinle de konuşmak isterim. Millet için, ordu için bir İstiklâl Marşına ihtiyaç var. Böyle bir marşı müsabakaya koyacağız. Güftesi ile bestesi için beşer yüz lirayı, Büyük Erkân-ı Harbiye’den aldım. Hemen işe girişiniz. Neticenin çabuk elde edilmesini isterim, dedi.

İSTİKLÂL MARŞININ BESTEKÂRI ZEKİ ÜNGÖR’Ü EVİNDE ZİYARET

“İstiklâl Marşı” nın kimin eseri olduğu hakkındaki suale “şair Mehmet Akif merhumundur” cevabı verilir de; o güfteyi melodisi ile heyecan ve hürmet telkin eden ölmez bir eser ve “Millî Marşımız” haline getiren bestekâr Zeki Üngör’ün isminden hiç bahsedilmez! Bu haksızlık, şarkılardan bir çoğunda da tamamile...

Ankara Namazgahında Şükran Namazı

Yukarıdaki klişeye lütfen dikkatle bakınız: Millî Mücadelenin temel felsefesi olan Tekâlif-i Milliye, en ücra köyde, fedakârlığı halkın vicdanına ve imânına tescil ettirecek

" İstiklal Marşı kötü bir marş olabilir, sözleri de yeterli olmayabilir ama biçimsel de olsa saygı duyulması gerekir."

- Nâzım Hikmet ve Sabahattin Ali konusunda ne düşünüyorsunuz? Millî marştan daha çok tanınıyorlar.

Metin Boyacıoğlu, Erdal Arslan - Mehmet Akif'in Kastamonu Günleri

Kandemir’in satırlarıyla, söyleşinin bundan sonrasını da hatırlatmakta fayda var: "(Akif) yavaşça yatağından doğruluyor, yastıklara yaslanıyor, sesi birden canlanıyor: