SAF SAF

Türkiye’de korona virüs tedbirlerine nizamî şekilde uyulan tek yer camiler. Ne düğünler, ne dükkanlar, ne toplu taşıma araçları, ne kongreler, ne çarşılar, ne pazarlar ne de başka bir yer. Vazgeçilebileceklerin başında saf olmak geliyormuş. Saf olmanın manasının içi boşaltıldığı, küfre karşı duruşun bir nişanesi görülmediği için gözden çıkarılması da kolay oluyormuş.

Pandemi bir yıldır devam ediyor. Ondan önce ne vardı? Kafirler, SSCB’nin dağılmasıyla tarihin sonu, medeniyetler çatışması teraneleri tutturdu. Akabinde Fanatik ve Fundamentalist Müslüman tehlikesinden bahis açtı. En son da terör şayiasıyla işlerini yürüttü. Bunları fark edebilmek için elimizde İsmet Özel’in yazdıklarından başka bir şey yok. İsmet Özel Hıristiyan takvimiyle 1993’te tarihin sonu, medeniyetler çatışması safsatalarına Kalın Türk başlıklı konuşması ile cevap verdi. Sonradan onu kitap olarak neşretti. Kalın Türk’ü, Çelimli Çalım’da ve Hanyalı Konya’da yazdığı ilave yazılarla da “güncelledi, günce elledi”. Bugün de “İslâmla Damgalanmış Varoluş” başlıklı yazılarıyla buna devam ediyor. Kapitalizmin zıddı sosyalizmdir aldatmacasına, “Soğuk Savaş” oyalamasına, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına atıf yaparak dikkatimizi çekiyor: “Dikkatinizi şu noktaya çevirin: SSCB’nin haritadan silinişi uğruna bir hafta bile beklemeğe gerek kalmadı. Hâlbuki Osmanlıların yükseliş ve çöküş devrinden daha uzun bir “Duraklama Devri” var. Yani Avrupalıların adını “şark meselesi” koydukları Türkleri tarihten tart etme çabaları onları en az üç asır meşgul etti.”

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra NATO’yu feshetmediler, bilakis daha atak hale getirdiler ve asıl, kadim korkuları olan Türk tehlikesini değil Fanatik ve Fundamentalist Müslüman tehlikesini öne sürdüler. Küfür aleminin bu hamlesine gerekli cevap verilemediği için son çeyrek asırdır istedikleri gibi dünyada fink atabildiler. Bernard Lewis 11 Eylül sonrası yazdıklarını kitap olarak yayınladığında buna “The Crisis of Islam” adını taktı. İsmet Özel 90’lı yıllar boyunca fanatik ve fundamentalist kelimeleri üzerinden Müslümanlara karşı yapılan saldırıya “HEM FANATİK, HEM DE FUNDAMENTALİSTİM” diye cevap vermişti. 90’lı yıllarda bu hususta birçok yazı yazdı. O yıllarda -1997’de- Küba’ya giden sağlık bakanı Yıldırım Aktuna’ya Atatürk hayranı olduğunu belirten Fidel Castro “sizin için köktendincilik sorunu mu yoksa bölücülük sorunu mu daha önemli” diye soruyordu.

“Müslüman” kimliğiyle öne çıkanlar İslâmî tavır bakımından fanatik yerine onun zıddı olan “kuşkucu, ılımlı, tarafsız, hoşgörülü” ve fundamentalist yerine de gene onun zıddı olan “sonradan ilâve edilmiş olana bağımlı olan, aksesuar kabilinden şeylerle ilgilenen, ikinci derecedekilere, ikinci planda kalana ilişkin, mütemmim cüze ait, önemi bir alt basamakta kalan” sıfatlarını üstüne almak suretiyle kafirlerin işini kolaylaştırdı. Onlar İslâmî tavır bakımından değil futbol, demokrasi, köşeyi dönme… bakımından fanatik ve fundamentalist oldular.  Küfür alemi ayrıca kendi techiz ettiği silahlı unsurlarla -ki bunun son misali IŞİD’dir ve Trump ABD’de seçimi kazandığı zaman kullandığı argümanlardan biri, Demokratların IŞİD'i meydana çıkardığıdır- “terör” planını kolayca işlettiler. Bugün dünyada varmış gibi görünen İslâmî söylem fanatik, fundamentalist, terörist çerçevesi dışında kalan söylemdir. Bu çerçeve de aslında İslâm’ın kendisi yani beş şartıdır. Uçaklar da kuleler de silahlar da bombalar da kafirlerin olduğu için korktukları bunlar değildi. Kafirlerin batıl itikatlarını düşünürseniz Allah’a şirk koşmamak, Resulullah’ı Allah’ın kulu ve elçisi olarak bilmek onların kendilerini tehlikede ve tehdit altında hissetmeleri için kâfidir. Biz Çelimli Çalım’ın 10. sayısında kafirlerin yükselttiği terör dalgasına “İslâm Seni Korkutuyor Demek Ki Kafirsin” diye cevap vermiştik. Buna mukabil bir sonraki sayımızda da Müslümanların bir İslâmî gelecek derdi olmadıklarına atfen “Şimdi İslâm’ın Sırası mı?” diye manşet atmıştık.

Çeyrek asırlık terör hamlesi boyunca, İsmet Özel terör kelimesiyle yapılan anlam kaydırmasına işaret ederek “ben kendim teröristim”, İslâm’da bütün ibadetler (saf tutmak suretiyle namaz kılmak, bir ümmet olarak oruç tutmak…) küfre darbe vurmakla alakalıdır, Müslüman terörist olmalıdır dedi. Kafirlerin planlarını uygulayanlar İsmet Özel’in konuştuğu videoyu kesip, tahrif ederek bir propaganda yaptılar. 10 Ekim’de Ankara’nın karadan bombalandığı gün İsmet Özel konuşmasına şöyle başlamıştı: “Bugün saat 10.04’te Ankara’da, gar civarında bir patlama oldu. Çok sayıda can kaybı ve yaralı... Şimdi böyle bir şeyin yapılabilmesi için bir teşkilat lazımdır değil mi? Bu işi çok yüksek gelir sahibi insanların planladığını buradan anlayabilirsiniz. Yani, birincisi bunun parasını kim temin etti? İkincisi böyle bir katliama sebep olacak hazırlıktan, Türkiye’de işbaşında olan insanlar haberdar olmadıysa, bu insanlar Türkiye’de işbaşında olmaya layık olmayan insanlardır. Haberdar idiyseler, o zaman çok korkunç bir şeyle yüz yüzeyiz demektir. Agâh olmamız gerekiyor. Birileri bizi bir şekilde düşünmeye sürüklüyor. Biz buna boyun eğersek hata üzerine hata işleyeceğiz demektir.” Neredeyse yarım asırdır İslâm topraklarının hem havadan hem karadan ve sonunda da Ankara’nın karadan bombalanmasını planlayıp, finanse edenlerin köpeği olanlar tabii ki İsmet Özel’e havlayacaklar.  

İslâm topraklarına “terör” adlandırmasıyla yapılan saldırıların başlangıcı ABD başkanı dilinden  “haçlı seferi” olarak adlandırılmıştı. SSCB dağıldıktan sonra her ne kadar, fanatik, fundamentalist, terörist kelimelerine başvursalar da itiraf ettikleri gibi bu bir haçlı seferi idi ve asırlar önce Türklere karşı başlattıkları haçlı seferlerini bu defa muhtemel Türk tehlikesine karşı başlatmışlardı. Nitekim, önce Irak’da sonra Suriye’de Misâk-ı Millî dahilinde olan topraklarımız işgal edildi. Suriye krizi Suriye’nin bütününde değil Misak-ı Milli’ye dahil olan topraklarda vuku buldu. Yani İstiklâl Marşı’nın “Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı” derken kastettiği topraklarda.

Gökhan Göbel 
15 Recep 1442 (26 Şubat 2021)

 

İlave olarak, yazıda başlığını zikrettiğim ve bazı ifadelerini iktibas ettiğim 1995 tarihli İsmet Özel yazısını okumak için buyrunuz:

“HEM FANATİK, HEM DE FUNDAMENTALİSTİM”

Yazıma yukarıdaki başlığı koymanın beni nasıl huzura kavuşturduğunu anlatamam. Bugünlerde kendini fanatik zannedecekler ve fundamentalizm etiketi üzerine değecek diye korkan yazar sayısı bana tedirginlik verecek derecede çoğaldı. Bir tane olsun fanatik ve fundamentalist kalsa bari diyorum. Ama asıl derdim kendimi fanatik olmayanlardan, fanatizmin zıddına kaçanlardan ayırmaktır. Nelerdir biliyor musunuz fanatik sıfatının zıddı? Kuşkucu, ılımlı, tarafsız, hoşgörülü. İnanç konusu olan hususlarda hiç kuşkucu veya kuşkulu değilim. Kuşkuyu, şüpheyi ortadan kaldırmak inancımın bir parçası. Hele ılımlı hiç değilim. Ne bakımdan ılımlı olacak mışım? Beni ne ile ılıştırmak istediklerini biliyorum. Beni ılımlı olmaya iten durum ve şartlardan uzak kalmak için belli bir yerdeyim. Ilımlı olmaya rıza göstermek benim için düşünce ve inançta samimiyeti kaybetmek anlamına gelir. Tarafsız da olamam. Dünyaya dünyalılar arasına bir taraf olarak geldim. Tarafsız olabilmem için dünyada yapacak işim kalmaması lâzım. Aynı sebepten ötürü de hoşgörülü olamam. Hoşgörülü olabilmem için himayeme sığınmış insanların bulunması gerek. Benden hoşgörü bekleyen acizler varsa, onlara elbet ilkelerim uyarınca ve belli sınırlar dahilinde hoşgörü göstereceğim.

Nedir biliyor musunuz fundamentalistin zıddı? Sonradan ilâve edilmiş olana bağımlı olan, aksesuar kabilinden şeylerle ilgilenen, ikinci derecedekilere, ikinci planda kalana ilişkin, mütemmim cüze ait, önemi bir alt basamakta kalan. Fundamentalist olmayıp da kendimin malzeme olarak kullanılabilirliğine fırsat mı sağlayacağım? Hiç buna niyetim yok. Elbette fundamentalistim, çünkü kimsenin eğlencesi olmaya niyetim yok. Dünya ve dünyalıların aksesuarı durumuna düşmeye gönlüm hiç razı değil. Belli bir tutum içindeyim; çünkü ikinci planda kalmayı şerefimle, bana bahşedilmiş şerefle bağdaştıramam. Fundamentalist olmayıp da kurulu düzeni bütünleyen bir parça ve zaman zaman yedek parça mı olayım? Fundamentalistim zira mevcudiyetimin açıklamasını bir bünyeye sonradan ilave edilmiş olmada görmüyorum. Mevcudiyetimi hakikatin merkeziyle ilişkin sayıyorum. Fundamentalistim, zira bir alt basamakta kalmak üzere yaratılmadığıma inanıyorum.

Bana öyle geliyor ki fanatik ve fundamentalist olmadıklarını söyleyenler, gerçekte neyin fanatiği olduklarını açıkça söyleyemedikleri için ve neyi fundament saydıklarını dile getirme cesareti, yeterliliği göstermedikleri için böyle söylüyorlar. Yoksa herkes, insanların dünyasında etkinlik gösteren herkes bazı şeyleri eleştirmeksizin kabullenir, onların ateşli bağlısı olurlar. Yani herkes bir şeyin fanatiğidir. Neyin fanatiği olduğuna bakmak lâzım. Herkesin yaşama biçiminin üzerinde yükseldiği, özlediklerine ulaşmak için kalkış yeri kabul ettiği bir fundament vardır. İstese de istemese de herkes fundamentalisttir. Neyin fundamentalisti olduğuna bakmak lâzım.”

22 Safer 1416 (21 Temmuz 1995)

KOZLU'DAN SOMA'YA

"Virüs" dolayısıyla hiçbir gerçeği bilmiyoruz. Çünkü en büyük sermaye sahibi biz değiliz. Ortada fol yok yumurta yokken en büyük sermaye parasını boşuna genetik, elektronik, kozmik, atomik araştırmalara yatırmadı.

 

“TOPARLANIN, GİTMİYORUZ”

Geçtiğimiz günlerde AKP’li Meclis Başkanı'nın İsmet Özel’in sözlerini tahrif ederek anması hakkında bir yazı neşretmiş, bir çetele tuttuğumuzu da o yazıda söylemiştik.

KENDİNİ ÖBÜR DÜNYA KURUNTULARINA KAPTIRMAK
VEYA
OF NOT BEING A JEW

Önceki yazımızda İsmet Özel’e adını anarak veya anmayarak “Müslüman oldu biz ona artık şair demeyiz” diyenlerin bu sözlerini tutamadıklarını söylemiştik.

İNKILAPLAR NE ZAMAN NİÇİN İFLAS ETTİ?

Sabahattin Ali 1928’de tahsil için trenle Almanya’ya giderken onu yolcu etmeye gelen Pertev Naili Latin harfleriyle neşredilen ilk gazetelerden birini uzatıp “bunu sakla yüz yıl sonra çok değerli olacak” demiş. Sabahattin Ali de gülerek “tabii harf inkılabı başarılı olursa” diye cevap vermiş.

SİVAS KONYA ELAZIĞ MUŞ

Önceki yazımızda İsmet Özel’in “Evet, İsyan” kitabının neredeyse yarısını asker iken yazıp yayınladığını zikretmemiştik.

TÜRKİYE’DE KÂFİRLERİN ASLA ZAPT EDEMEYECEKLERİ TEK KALE


“Türkiye’de Kafirlerin Zapt Edemedikleri Tek Kale” başlıklı yazımızda Ebubekir Eroğlu’nun şu sözlerini nakletmiştik: “Bana öyle geliyor ki 1970’lerde İsmet Özel çıksa “İkinci Yeni şiirini bir duvarın dibinde sızıp kalmaktan ben kurtardım” dese bir iki homurtu yanında bu sözüne yandaş bulabilirdi.

"TÜRKİYE'DE KÂFİRLERİN ZAPT EDEMEDİKLERİ TEK KALE"

Türk şiiridir Türkiye’de kâfirlerce zapt edilememiş tek kale. Çünkü o kaleyi hala İsmet Özel koruyor. Biz de kendimizi o kalenin neferleri saydığımız için bu yazıyı yazıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Murat Belge “Şairaneden Şiirsele/Türkiye’de Modern Şiir” isimli bir kitap çıkardı.

VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN

Derneğimizin kuruluşunun 10. ve 11. Sene-i devriyelerinde İstiklâl Marşı’nın ilk okunduğu yer olan Kastamonu ilimizdeki Nasrullah Camii’nde Mevlid-i Şerif İstiklâl Marşı’nı okumuştuk.