ÖLÜMÜNÜN DÖRDÜNCÜ YILI MÜNASEBETİLE MEHMET AKİF HAKKINDA

Beş yıl önce 28 İlkkanun sabahı gazetelerden birinin ilk sahifesinde şu kara haberi okumuştum: "İstiklâl marşı şairi öldü."

O anda duyduğum büyük teessürden kalbimin sızladığını, göz pınarlarımın dolduğunu hissetmiş ve Akif'in son zamanlarında kendisi için yazmış olduğu şu parçayı hatırlamıştım:

"Şu serilmiş görünen gölgeme imrenmedeyim,
Ne saadet! Sanma ondan bile mahrumum ben,
Daha yıllarca eminim ki hayatın yükünü,
Dizlerim titriyerek çekmeğe mahkumum ben,
Çözüver de yükümün kördüğüm olmuş bağını,
Bana çok görme İlâhi bir avuç toprağını..."

İşte altmış üç yıllık hayatında durmadan, dinlenmeden hep vatan, millet uğrunda var kuvvetile çalışan, bir cemiyet adamı sıfatile memleketinin dertlerini kendine dert, vatandaşlarının elem ve ıztıraplarını kendine elem ve ıztırap edinen, asil, milliyetperver, faziletli Türk şairinin kendisinden bahsettiği yegâne şiiri..

Akif'in bu şiirini zihnimden geçirdiğinden sonra acı acı gülümsemiş ve kendi kendime: "— Ey büyük Türk şairi! demiştim. İlhamlarını ya dinden aldın veya vatan, millî duygularla coştun, haykırdın.. Bununla beraber ferdi düşüncelere asla kıymet vermedin.. Ömrünün sonuna kadar kendin için yazmayı hiç düşünmedin.. Hep vatan için ağladın, yurt için, millet için yandın! 63 yıllık hayatın ağır yükünü omuzlarında taşıdın. Fakat artık çok yorulmuştun, daha yıllarca bu yükü taşıyamıyacağını anladın.. Ebedî istirahate kavuşmak için Tanrı'dan bir avuç toprak diledin; o da bu bir avuç toprağı çok görmedi sana..

Memleketimizde büyük adamlardan biri ölünce bizim mahut Babıâli derhal faaliyete geçer. Ölene dair sütun sütun yazılar yazılır. Tenkitler yapılır. Methedilir, kendisine veya şahsiyetine hücum edilir.

Akif te ebediyete intikal edince, kendisini sevenler de, sevmiyenler de kalemlere sarıldılar. Kimi methetti, kimi zemmetti. Biri: "Akif Millî bir şairdir." dedi. Bir diğeri bunun aksini iddia etti. Biri: "Din bayraktarı" olduğunu söyledi. Bir diğeri de ona: "Mahalle kahvesi şairi" ünvanını verdi. Biri kuvvetli bir nazım olduğunu ileri sürdü. Bir başkası onun için: "Müteassıp bir softadır!" dedi. Nihayet maruf bir fıkra muharriri de Akif hakkında birkaç gün ara ile iki makale neşretti. Bunlardan birincisinde yana yakıla: "Haşim ve Hâmid'den sonra Akif'i de kaybettik, bütün haysiyeti ile düşünürsek, bugün Türk vatanı şairsizdir." diyen ve Mehmet Akif'in büyük bir şair olduğunu söyliyen muharrir, ikinci makalesinde: "Mehmet Akif şair değil alelâde bir nazımdır. Onun manzumelerinden şiiriyet aramak, boşuna bir emek sarfetmektir." dedikten sonra şairin Çanakkale şehitleri için yazmış olduğu Neşidei tebcil ünvanlı lâyemut eserinin ilk beyitini misal gösteriyor:

"Bu Boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi,
En kesif orduların yükleniyor, dördü beşi.."

Muharrir: "Bu sözlerin alelâde bir gazete havadisinden ne farkı var?" diyor. Aynı zatın bu iki yazısı arasındaki tezada siz de şaştınız, siz de hayret ettiniz değil mi?..

Biliyoruz ki Akif aruz veznini kudretle tasarruf eden, Türkçeyi, hususile İstanbul şivesini meharetle aruza uyduran kuvvetli bir nazım, büyük bir şairdir. Denilebilir ki, Akif'e gelinceye kadar hiç bir şair aruz veznine onun kadar hâkim olamamıştır. Onun manzumelerinde imalelere ve zihaflara da rastlanamaz.

Türkçe kelimeleri aruza uydurmak büyük bir hüner olduğu halde, bir münekkit, maruf bir edebiyat tarihçimiz, eserlerinden birinde Akif hakkında şu garip mütaleada bulunuyor:

"Akifin manzumelerinin bir vasfı da tabiî olması ve kolayca söylenmiş görünmesidir. Vakıa Türkçeyi aruza uydurmak büyük bir muvaffakiyet sayılamıyacağı kimse, şüphesiz şairlik nişanesi de değildir."

Bu edibin, bu edebiyat tarihçisinin, bu münekkidin böyle bir hükmü nasıl verdiğine ben sadece hayret ediyorum.

Tâ Fecr-i Ati devrindenberi zaman zaman Akif'in şair olup olmadığı münakaşa edilir. Fecr-i Ati şairlerinden Celâl Sahir, Serveti Fünun (Uyanış) mecmuasında Akif'e dair birkaç yazı yazmış ve bu yazılarında onun alelâde bir nazım olduğunu iddia etmiş, şairliğini kabul etmemişti. Merhum Celâl Sahir yazdığı manzumelerde, insanı iğrendirecek levhalar tasvir eden bir adama şair demenin doğru olmadığını söylemekte ve "Mahalle kahvesi"nden şu parçayı misal göstermekte idi:  

"Mühendis olmalı mutlak şu ak sakallı adam,
Zemine daire şeklinde yaydı bir balgam,
Abanmış olduğu bir yumruyumru değnekle,
Mümaslar çekerek, soktu belki yüz şekle.."

Muhitindeki tenbel ve miskin insanları, kötü itiyatlarından vazgeçirmek maksadı ile, onları bu tenbelliğe mahkûm eden pis kahveleri, meyhaneleri ve bunlara benzer mahallî manzaraları ve tipleri en kuvvetli çizgiler ile gösteren realist bir şaire; bu pek canlı levhadan dolayı şair dememek bir haksızlık değil midir?..

Halis şiir, ruhumuzu birden bire kavrayan saran, kuşatan, sıcak ve akıcı bir heyecanla beslenen kalbimizi çarptıran ve bu heyecan ateşi içinde gönlümüzü yakan sözlere -gerek manzum, gerekse mensur- denmez mi?..

Mehmet Akif'in Çanakkale'de mukaddes yurdunu korumak için arslanlar gibi kahramanca çarpışan, aziz vatanı uğrunda canını veren faziletli Mehmetçik için san'atkâr bir mimar gibi inşa ettiği âbideyi, Neşidei Tebcili, bülbül şaheserini, "Asım"daki tekmil manzumeleri; Balkan ve Cihan Harbinde, Millî Mücadele senelerinde düşman işkencesi altında inleyen, memleketimizin elem ve ıztıraplarının birer ifadesi olan bütün manzumeleri de; okurken, birdenbire ruhumuzu sarmıyor, kuşatmıyor mu? Kalblerimizi çarptırmıyor mu? Ve bu heyecan ateşi gönüllerimizi yakmıyor mu?.. Evet, bütün bu manzumeleri okuduğumuz zaman kalbimizin acı bir heyecanla sızladığını hissediyoruz. Binaenaleyh bunlara da halis birer şiir demek mecburiyetindeyiz...

Bazı kimseler de Akif'in dindarlığını kusur telâkki ettiler.. Evet, Mehmet Akif dindardır. Şair ilk tahsilini babası Müderris İpekli Tahir efendi gibi koyu bir Müslümanın tesiri ile medreselere devam ederek yaptı. Gerek babasından aldığı tahsil ve terbiye gerekse içinde yaşadığı muhit, onu yalnız medresenin istediği gibi bir adam yetiştirmedi, dini bütün, göğsü iman dolu, samimi bir din şairi yaptı.. Büyük şair manzumelerinden bir çoğunun ilhamını dinden aldı ve bu vadide ilâhî bir vecd içinde yazdığı halis şiirleri ile edebiyatımızda büyük bir boşluğu doldurdu.

Akif'e müteassıp bir softa diyenler, lütfen "Safahat"In altıncı cildini açıp okusunlar. Şair "Asım"ı Berlin'e göndermeği teşvik ederken:

"Bu cihetten hani hiç yılmasın oğlum gözünüz,
Sade Garbın, yalnız ilmine dönsün yüzünüz..
Fen diyarında sızan o nâmütenahi pınarı
Hem için, hem gezin yurda o nafi suları
Ayni membaları ihya için artık burada,
Kafanız işlesin, oğlum kanal olsun arada..."

Müsbet ilimlerin âşığı olan bir adam, mütaassıp bir softa mıdır?

Akifin Milli Mücadele yıllarının heyecanı ile yazdığı İstiklâl Marşı'nı bizim için yazmadığını söyliyenler ve onun millî şair olmadığını iddia edenler de yok değil.. Bû iddialarda bulunanlara soruyorum:

"Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!"

Mısraındaki al sancak kimin sancağıdır?

"Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!"

ve:

"O benim milletimin yıldızıdır parlıyacak"

Mısralarındaki hilâl ve yıldız kimin hilâli, kimin yıldızıdır? Rengi al, ortasında ay ve yıldızı bulunan bayrak hangi milletin bayrağıdır? Müslüman Arabın mı? Müslüman Arnavudun mu? Yoksa Müslüman Hindlinin mi?

Asla... O ne Arabın, ne Arnavudun, ne de Hindlinin ve ne de başka bir milletindir. O şanlı bayrak Türkündür, o benimdir:

O benimdir, o benim milletimindir ancak!..

"Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet, bu celâl"

Derken, kasdettiği ırk hangi ırktır? Tâ eski zamanlardan, dedelerindenberi hür yaşıyan, güzel yurdu, cennet vatanı için düşmanın ağulu mermilerine göğsünü siper yapan, sevgili yurdu uğrunda seve seve canını feda eden kahraman ırk, asil millet hangi millettir? Arap mı? Arnavut mu Hindli mi?

Hayır hayır... O kahraman ırk, benim ırkımdır, o asil millet benim milletimdir.

Ben ezeldenberi hür yaşadım, hür yaşarım!

İstiklâl Marşı bizimdir, bizim malımızdır. Akif onu Türk milleti için yazmıştır, o bizim öz malımızdır. Onu dinlerken, onu söylerken, yalnız sizin ve benim göğsüm iftiharla kabarır, pâk alnını semalara yükselmek yalnız sizin ve benim ve bizim gibi damarlarında asil Türk kanı dolaşan insanların hakkıdır.

O bizim millî şiirimizdir. Onu yazan da şüphesiz milli şairimizdir. Akif'e milli şair demeyenler yine lütfen cevap versinler: Ondan başka hangi Türk şairi Çanakkale'de mukaddes vatanları uğrunda canlarını veren o isimsiz kahramanlar için edebî bir âbide kurmak, ebedî bir türbe inşa etmek şerefini kazandı..

Safahat, bizim millî gururumuzu okşıyan, bizi millî heyecanlarla sarsan, coşturan emsalsiz manzumelerle doludur.

Kalblerimize, gönüllerimize yurt sevgisini aşılıyan büyük vatanseveri, İstiklâl marşı şairini, aruz kahramanını kadirşinas Türk gençliği daima, hürmetle anacak, ve büyük Türk milletinin, büyük şairi ebediyyen unutulmıyacaktır!..

Mehmet Hicret, İkdam, 28 Birincikanun (Aralık) 1940 

Halefsiz Şair

İki gündür Mehmed Âkif'in hâtırasını kucaklıyan ve başının üstüne çıkaran Üniversite gençliği...

Sezai Karakoç - Mehmet Âkif

“Bülbül” ve “İstiklal Marşı” bu ölüm kalım günlerinin, Safahat’a kattığı destan parçalarıdır. Ve o günün bir daha yaşanmaz macerasının kelam anıtları...

Kalkık ve çatık kaşlar

Celâl Bayar, İzmir'deki nutkunda, iktidardakilerin vaktiyle halkın karşısına hep asık suratla ve çatık kaşla çıktıklarını...

"Büyük ve samimi bir inan ile bağırıyor."

Son zamanlarda pek çorak ve gayesiz kalmış olan edebiyat âlemimiz mühim direklerinden birini daha kaybetti.

AKİFİN MEZARI

Üniversite talebesi geçenlerde ölümünün yıldönümü münasebetile İstiklâl marşı şairi Mehmed Akifin mezarını ziyaret etmiş. Gençler, bu mezarın bir toprak yığınından ibaret olduğunu görerek müteessir olmuşlar; onun mezarına bir taş dikmeğe karar vermişler ve bunun için de bir broşür çıkarmışlardır...

İSTİKLÂL MARŞIMIZ VE KOMÜNİSTLER

Türk milletinin manevi beraberliğini doğrudan doğruya parçalamaya muvaffak olamayanlar, bir süreden beri dine, dile, güzel sanatlara, tarihe ayrı ayrı bir tecavüz sistemi içinde, hayasız saldırışlarına devam etmektedirler. Gün geçmez ki, ırkçılık adı altında bu memleketin has evlatları olan milliyetçilere, gericilik adı altında bütün bir sağduyuyu temsil eden mukaddesat cephesindekilere dil uzatılmamış, tecavüz edilmemiş olsun.