Osman Nuri Ekiz - Mehmet Akif Ersoy; "Akif'in milliyetçilik hisleri"

(...)

Akif’in milliyetçilik hislerinin coşkun bir ırmak halinde çağladığı şiirlerinde en başta İstiklâl Marşı’nı saymak gerekir. Onun milletimiz hakkında sahip olduğu fikirlerinin ve hislerini en canlı ve en mükemmel bir şekilde dile getirdiği bu şiir, ebedî milli marşımız olduğu kadar Türk milliyetçiliğinin mısralardan örülmüş eşsiz bir âbidesidir de. Her dörtlüğünde tarihte oynadığı büyük rol, İslâm’a yaptığı büyük hizmetler bakımından yüceltilen ve tarih boyunca hür yaşamış, ölmüş, fakat asla köleliği kabul etmemiş olan bir millet, Türk milleti vardır karşımızda.

Millî marşımızın ilk dörtlüğünde:

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak;

ifadesiyle Türk Milleti’nin hür yaşama azmini, köle olarak yaşamaktansa ölmeyi tercih eden mizacını açık bir şekilde dile getirmektedir:

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak,

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

mısralarında ise millet ve bayrak bütünleşmesini tablolaştırmaktadır.

İkinci dörtlükte ise sanatçı kaşları çatık bir insan şeklinde düşündüğü bayrağa seslenerek:

Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celâl?

diyor ve millet mânasına kullandığı ırk kelimesi ile milliyeti yüceltiyor.

Üçüncü dörtlükte ise Türk Milleti bütün tarihiyle birlikte ele alınarak yüceltilmekte ve onun bir ferdi olmaktan engin bir gurur duyulmaktadır. Şâirin bu dörtlüğünde «Ben» diye ifade ettiği Türk Milleti’dir.

O Türk Milleti ki, ezelden beridir hür yaşamış ve hür yaşamaktadır. Kendine zincir vurmaya kalkışan çılgınların cüretlerine şaşmaktadır. Çünkü o tarih boyunca hürriyetine ve bağımsızlığına engel olmak isteyenlere karşı kükremiş bir sel olmuş, önüne dikilen her gücü, büyüklüğü ne olursa olsun çiğneyip geçmiştir. Geçmişte atalarının Ergenekon denilen yerden demir dağı eriterek imkânsızı mümkün kılıp çıkışları gibi, bütün tarihi boyunca hürriyet ve istiklâl uğrunda hiçbir güç karşısında boyun eğmemiştir ve eğmeyecektir.

Türk Milleti bütün tarihi boyunca doğruluktan ve haktan ayrılamayan bir millettir. Bu yüzden istiklâl onun hakkıdır. Burada Türk Milleti’nin üstün karakterinin bir yönünü görmekteyiz.

Vatan her şeyin üstünde kutsal bir değerdir. Onu bütün saldırılar karşısında korumak ve kollamak her Türk’ün boynuna borçtur.

Gerekirse onun uğrunda seve seve ölüme gitmeye razı olmak ve ölmek bir Türk için şereflerin en büyüğüdür:

Arkadaş yurduma alçakları uğratma sakın,

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Her Türk üzerinde gezdiği toprağın alelade bir toprak olmadığını ve uğrunda binlerce şehid verildiğini bilmek zorundadır. İncelense hemen hemen her aileden bu vatan uğrunda verilmiş bir şehid olduğu görülecektir. O sebepten bu cennet kadar güzel olan vatanını dünyanın bütün zenginlikleri karşısında dahi terkedilmesi mümkün değildir:

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,

Sen şehid oğlusun incitme yazıktır atanı;

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Vatan en büyük sevgi kaynağıdır. Ondan daha büyük bir sevgili olamaz. Her Türk bu cennet kadar güzel vatanını uğrundan canının seve seve vermemeye hazırdır. Çünkü bu vatan öylesine bir vatandır ki, her karış toprağı için sayısız şehit verilmiştir. Şâir burada değer verdiği her şeyden vazgeçmeye razıdır. Yalnız vatanından ayrı yaşamaya tahammülü yoktur:

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda?

Cânı, cananı, bütün varımı alsın da Hüdâ,

Etmesin tek, vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Son dörtlükte ise kazanılan millî mücadelenin ruhlara verdiği derin mutluluk dile getirilmekte, Türk Milleti’nin sonsuza kadar hür olarak yaşayacağına olan inanç vurgulanmakta ve daha önceki dörtlüklerden birinde ifade edildiği gibi Türk Milleti’nin haktan, doğruluktan ayrılmayan ve Allah’a inanan bir millet olduğu belirtilerek, onun hür ve bağımsız yaşamak, haktan ve doğruluktan ayrılmamak, Allah’a bağlı bulunmak gibi özellikleri ortaya konulmaktadır. 

İfadeye çalıştığımız gibi şâir millî marşımızda millet, bayrak, ırk, hür ve bağımsız yaşamak, vatan, hattâ cennet vatan, «Yırtarım dağları» ifadesinde Ergenekon Destanı’na telmihte bulunmak suretiyle vatanı ve milliyeti yücelterek, güçlü bir kültür ve tarih şuuruna sahip bulunduğunu açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Onun İstiklâl Marşı’nın iki yerinde üzerine basa basa «ırk» kelimesini kullanması, Akif milliyetçiliğe karşı idi gibi gerçekle ilgisi olmayan iddialar ortaya artmaktan kendini alamayanlara zannediyoruz ki en güzel cevaptır.

Burada üzülerek ifade etmek isteriz ki, Akif’in milliyetçiliğe karşı olduğu iddialarını geçerli kılabilmek için İstiklâl Marşı’nın dahi sanatçının kaleminden çıktıktan sonra tahrif edildiğini söyleyebilecek kadar kendini kaybedenler ortaya çıkabilmiş ve ciddî makaleler kaleme alabilmişlerdir.

Sayın Hüsnü Aktaş Tevhid mecmuasındaki «İstiklâl Marşı Tahrif Edilmiş» başlıklı yazısında gerçekle, uzaktan yakından hiçbir münasebeti olmayan şu garip iddiaları ortaya atabilmektedir:

«Şimdi Mehmet Akif’e ait olduğu iddia edilen şu mısralara dikkatle bakınız ve düşününüz:

Kahraman ırkıma bir gün... ne bu şiddet bu celâl?

..............

Ebediyyen sana yok ırkıma yok izmihlâl.

Her iki mısrada zikredilen ve «milletime» olması gereken «ırkıma» tâbiri tahrifatçıların mahareti sonucu ortaya çıkmıştır. Yani Akif’in İstiklâl Marşı tahrif edilmiştir.

Şiir o zamanı hızlı Türkçü’lerinden Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından tahrif edilmiş ve Meclis’te o şekilde okunmuştur.»

Bu ifadeleri ciddiye almak hem tarih, hem de ilim açısından mümkün değildir. Ancak şu kadar söylemek isteri ki, Akif gibi bir üstün karakter, şiirlerinde yazdıklarından başkasına yer vermeyecek kadar idealist bir insan, hayatı boyunca inançlarından zerre kadar tâviz vermeyen bir âbide şahsiyet, yazdığı şiir değiştirilerek Meclis kürsüsünden okunacak, kendisi de o sırada Meclis’te bulunacak ve ses çıkarmayacak. Buna inanmak Akif’i tanımamaktır. Ve o büyük insana geçekten saygısızlıktır. Bu mesele üzerinde fazla durmuyor ve hükmü okuyucularımıza bırakıyoruz.

(...)

Osman Nuri Ekiz, Mehmet Akif Ersoy,

Toker Yayınları, İstanbul, 1985, s. 141-145.

 

En büyük vatan şairlerimizi aruz yetiştirdi.

Namık Kemalle başlıyan, Tevfik Fikretle devam eden vatan şiiri, dün, Mehmed Akifle beraber toprağa girmiş sayılabilir.

İstiklâl Marşımıza Saygı

Zirâ, İstiklâl Marşı'mıza karşı gösterilen saygısızlık - hemen her zaman ve her yerde rastladığımız ve maalesef garip, mânâsız bir alışkanlığın tesiriyle tabii bir olay gibi karşıladığımız - çok hazin ve yüz kızartıcı bir gerçektir

Yunus Mürebbi - Manifesto

İstiklal Marşı Yarışması’na para ödülü olduğu için katılmak istemeyen Mehmed Âkif, araya giren dostlarının ısrarlı ricaları ve ödülü almamak şartıyla yarışmaya katılmaya karar verdi. D

"İstiklâl Marşı okunurken ayağa kalkmayı reddederler ve İstiklâl Marşı bitince de Enternasyonal Marşı’nı söylerler."

Âkif Müslüman vatanı ve Müslüman milliyeti tanır. Bunun içindir ki Atatürk şapka inkılâbını yaptığı zaman Türk vatanını bırakmış, Müslüman vatanına kaçmıştır.

Mahmut Goloğlu - Tek Partili Cumhuriyet

Milli Türk Talebe Birliği, ayrıca, aradan on yıl geçmiş olmasına rağmen, İstiklal Marşı’nın doğru dürüst söylenemediğini göz önünde tutarak, gençlerin toplu halde

Yaşar Çağbayır - İstiklâl Marşı'nın Tahlili

Eylül 1920 günü, ortalık ağarırken ilerleyen süvarilerimiz, yükselen güneşin tatlı ışığı altında İzmir’i bir tablo gibi gördüler. 2. Süvari Tümeni, Alsancak ve

Bize lazım olan yalnız (istiklâl) değil, istiklâl mefhûmunu ifâde eden bir (millî marş)tır.

Malûm olan İstiklâl Marşı, bir İstiklâl Marşı değildir. Basit bir hamâsiyât türküsüdür. Üç metre boyunda mısralarla tagannî edilecek bir İstiklâl Marşı arzın beş kıtasında aransa bulunmaz