Bir İngiliz Kadını Gözüyle Kuva-i Milliye Ankarası

Alas! I am not, after all, a true Eastern. My philosophy will not bring sleep. Never since the days when the awful stream of gassed men were being carried into the hospital, have I listened to such a terrible chorus of coughs. There is little enough “ quiet in sleep ” on these saturated clay mounds, although I no longer hear the Nationalist Anthem and other patriotic strains, to the accompaniment of a piping flute, which had been rising about me in the evening air. (s.82)

Ama ne yazık! Ne de olsa gerçek bir Doğu'lu sayılmam. Düşüncelerim uyumamı önlüyor. Bir yığın insanı, zehirli gaz saldırısından sonra çalıştığım hastaneye getirildikleri günlerden beri, hiç bu kadar şiddetli öksürükler korosu dinlememiştim. Bu kilden yapılı tepenin üstünde her ne kadar milliyetçilerin İstiklâl Marşı'nı ve kahramanlık türkülerini işitmiyorsam da gece yine de sessiz sayılmaz. (s.77)

Certainly these Christian musicians gave us only Turkish music and songs: love songs, military airs, the Moslem 'Hymn of Independence’ (known to every child in the land), Anatolian folk-songs, and, most interesting and incomprehensible of all, the weird, piping solo that accompanies the dancing dervishes, a combination of sacred mystery, sentiment and melancholy. (s.238)

Tabiî bu Hıristiyan müzisyenler bize yalnızca Türk şarkı ve müziğini verdiler. Aşk şarkıları, askeri havalar, ülkede her çocuğun bildiği İstiklâl marşı, Anadolu halk türküleri. Hepsinden daha ilginç ve anlaşılmazı da acayip bir kavaldan çıkan kutsal bir heyecan, melankoli ve duygu karışımı ezginin dönen dervişlere eşliği.

Hiçbir Avrupalı, Türk müziğini önceden incelemeden tam anlayamaz.(s.239,240)

I tried to imagine the Conferences of the future ! “We should appoint a bear for our delegate,” I said, “send him round to all the other delegations in turn, to grunt ! When his confreres had all taken to their beds, he could dictate his own terms… After the senile sensitiveness of M. Barrere, the youthful ‘insolence’ of Riza Nour is most refreshing.”

This is the first occasion of big diplomacy in which Turkey has ever dared to assert herself. “A free and independent Turkey” is so unheard of ; one sadly fears it may even now be dismissed as “mere bluff.” Do they realise, or wih they ever believe, that a vast, welltrained army (who may be called fanatics) are ready and thoroughly prepared (by military experts) to come out at a word from their great leader, and once more save their Fatherland ? It is sad to feel that the “Hymn of Independence” I heard on all sides at Angora, short d sound as much "out of harmony” with the tone of the Conference, as “Anatolian” folk songs with a Jazz Band. (s.299,300)

Gelecekteki konferansları bu zorlama açısından tasarladım. «Eğer zorlama sonuç verirse, biz delege olarak bir ayı seçelim, öbür delegeleri sırayla gezsin, her birine homurdansın, böylece bu delegeler yataklarına gidince, istediği şartlan ileri sürsün. Mr. Barrere'in yaşlılıktan gelme duygusallığından sonra. Rıza Nur'un gençliğinden gelme ataklığı, insana tazelik veriyor. Şimdiye kadar kendini kabul ettirmekte (diplomasi sahasında) Türkiye'nin cesaret gösterdiği ilk fırsattı bu- «Hür ve Bağımsız bir Türkiye» sözü o kadar az işitilmişti ki... Hatta şimdi bile, buradakilerin bunu yalnızca bir blöf olarak kabul edeceklerinden korkuluyor. Acaba buradakiler (Fanatik bile dense) büyük ve iyi terbiye görmüş bir ordunun, büyük önderden gelecek bir sözle Anayurdu kurtarmak için, askeri uzmanlar tarafından hazırlanmış olarak bekletildiklerini biliyorlar mı?

Ankara'nın her yanında duyduğum İstiklâl Marşı'nın, Anadolu halk şarkılarının, caz havasına uymaması gibi, konferansın havasına uymadığını görmek insanı üzüyor.(s.305)

 

An English Woman in Angora – Grace Ellison – Yayın Tarihi 1923 (LONDON : HUTCHINSON & CO. PATERNOSTER ROW)

Bir İngiliz Kadını Gözüyle Kuva-i Milliye Ankarası – Milliyet Yayınları 1973 (Çeviren: İbrahim S. Turek)

 

Mehmet Akif

13 yıl evvel bugün, 27 Aralık 1936 da Büyük Türk şairi Mehmet Akif ölmüştü.

HİÇBİR ŞAİR İSTİKLÂL MARŞI VE ÇANAKKALE TASVİRİNİN EŞİNİ DEĞİL BİR PARÇA BENZERİNİ YAZAMAMIŞTIR

Denilebilir ki, senelerden beri memleketin geçirdiği felaketlere hiçbir şair onun kadar cân u yürekten ağlamamıştır. Hatta hiçbir şair, İstiklâl Marşı ile Çanakkale tasvirinin eşini değil, bir parça benzerini yazamamıştır.

İSTİKLÂL MARŞIMIZIN BESTELERİ DOLAYISIYLA MARŞ BESTECİLİĞİNDE PROZODİ

Ne mutlu Türk milletine ki, takdir-i ilâhî ona Müslüman bir Türk şairinin, kahramanlık duygularını iman bütünlüğü içinde yücelten, imanla hamâseti ayrılmaz bir bütün hâline getiren, dünya durdukça duracak güzellikte bir İstiklâl Marşı destanını bahşetmiştir. Bu millî marşın bestesinin ise, aynı derecede olmak şöyle dursun, çok uzaktan dahi, ne hamâsi, ne millî, ne de ulvî havası bakımından, şiiriyle uyum içinde olduğunu söyleyebilmek -ne yazık ki- mümkün değildir.

MİLLİ MARŞ MESELESİNE DAİR

Dünyada başka hiçbir vasıta tasavvur edilemez ki musiki gibi bir an içinde kulaklardan kalplere inerek ruhlarda bir his ve heyecan dalgası, hatta bir ihtiras fırtınası uyandıracak kudrette bulunsun.

Milli Marş ve Gençliğin Sesi

Milli bayramlarda, ihtifal günlerinde İstiklâl Marşı çalınırken şahit olduğumuz feci manzaralar güzümüzün önündedir.

Dünya Seyahatini Anlatıyorum

İnsanı prize takılmış bir makinenin kolu gibi mütemadiyen işler, mütemadiyen hareket eder çelikten yapılma bir âlet gibi kabul etmek...

GÜNÜN MEVZULARI : 23 nisan 1920

Dış ve iç düşmanların, elbirliğile yaptıkları çeşid çeşid açık ve gizli suikastlarla...

"İstiklâl Marşının yalnız bir mısraı, emsallerinin üstüne çıkararak, bir insanı vatanperver etmeye, bir milleti ayağa kaldırmaya kâfidir."

Son haftalarda Türk Gençliğinin kafasını meşgul edecek bir mevzu ortaya çıktı: İstiklâl Marşı’nın değiştirilmesi problemi. Günün vakıalarından bir an yakalarını kurtararak,