İSMET ÖZEL KİTAPLARI
“İmam kayığı” Türk argosunda tabut anlamına gelir. Bu tabirle Hüseyin Karakan imzalı “Şiirimiz 1956” adlı antologide karşılaştım. Sözünü ettiğim tabir bu güldestenin içinde yer alan Suat Taşer’in Abuzettin Bey şiirinde geçer. Halen kütüphanemde bulunan kitabın kapağını çevirdiğiniz zaman karşınıza şöyle bir yazı çıkıyor: “1955-1956 ders yılında Çankırı Lisesi orta kısım öğrencileri arasında Kültür kolunun tertiplediği Şiir okuma yarışmasında birinci seçilen İsmet Özel’e Kültür Kolunun armağanı. 28.III.1956 Öğretmen Hüsnü Tekin”. Okuduğum Ömer Bedrettin Uşaklı’nın Harman şiiri idi. Aradan tam 70 sene geçmiş. Geçen yıllarda Türklerin olduğu kadar Türkçenin başından da çok şey geçti. İmam kayığı tabiri artık argo oluşundan dolayı değil, hepimizin kalbinin katılaşması yüzünden dudaklarımızda acı bir tebessüm oluşturuyor.
Geçen zaman niçin kalplerimizi yumuşatmadı da daha katılaştırdı? Çünkü Dünya Sistemi kabuğunu günden güne kalınlaştırıyor. Vietnam Savaşı'ndan ötürü ABD’yi yargılayan bir Russell mahkemesi kurulamıyor artık. O günlerde şu veya bu sebeple bütün dünya hem devlet, hem millet olarak ABD’nin karşısında ve Vietnam’ın yanındaydı. Bu günlerde ise gerek devletler ve gerekse milletler öngörülemez tuhaflıklar içine dalmış durumdadır. İran’ı taş devrine göndereceğini iddia eden Donald Trump’ın saatler içinde çelişkili beyanlarda bulunması mizah konusu bile edilmiyor. Avrupa feodal düzeni geride bırakıp kentsoylu düzene doğru ilerlediğinde yapısı merkez-çevre çelişkisine dayanan mali hegemonyanın ağına kapıldı. Mali hegemonya demek kapitalizmin meşruluğuna kanaat getirmek demekti. Böylece büyük kitleleri kendi meşruiyetine inandıran mali hegemonya bütün muhaliflerini kendine hizmet eder duruma getirdi.
Türk argosunda tabut kelimesine imam kayığı karşılığının verilmesinden Türk milletinin yumuşaklığı yansıyor. Ne türden bir yumuşaklık bu? Ahiret düşüncesini içinde canlı tutan Türk milleti ölüme yumuşakça yanaşıyor: İnanıyoruz ki tabut cansız cesedimizi tatlılıkla öbür dünyaya taşıyacak. Müslümanın hayata tatlı bakışı ölüme de sirayet etmiştir. Asr-ı Saadet’te bir yaşlı şahıs cihada katılmak arzusunu yakınlarına bildirir. Yakınları bu isteği tekinsiz bulur ve yaşlı adamın bu istekten vazgeçmesini isterler. Ancak yaşlı adam isteğinde ısrarlıdır. Neticede Rasulullah’ın hakemliğine başvururlar. Hz. Muhammed yaşlı adamın telaşa düşen yakınlarının korkularını haklı bulur ve ihtiyarın cihada katılmayışında sakınca olmadığını beyan eder. Akabinde ihtiyarın hısımlarına şunu söylemekten de geri durmaz: “Ne biliyorsunuz? Belki de şehit olacaktı!”
Biz Müslümanlar hayırda yarışmanın bir nimet olduğunu bütün dünyaya göstermiş ümmete mensup insanlarız. Yumuşaklığımız küfre olduğu kadar kâfirlere sert davranmamıza engel değil. Müslümanların her ibadeti tehdit değil, teklif mahiyetindedir. Allah’tan başka tapacak olmadığına, Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna iman etmiş her kişi yaratılmış her şeye yumuşaklıkla yaklaşır. Henüz Müslüman olmamış herkesin bir türlü bu yumuşaklıktan etkileneceği ümidindedir. İstiklâl Marşı Derneği kurulduğu yıllarda bir “İslâm Toprakları” haritası yayınladı. Bu haritanın hem Asya, hem Afrika topraklarında cihatla ele geçirilmemiş dikkate değer büyüklükte alanlar var. Yani milyonlarca insan dine Müslüman hayat tarzını sadece gözlemleyerek girmiş.
Modern çağda ne Müslümanlar, ne de Avrupa Hıristiyanlığı dışındaki dinlere mensup kişiler kendi dinlerinin kıymetini takdir edebildi. Avrupalılar o güne kadar habersiz oldukları toprakları keşfetmek ve kolonize etmekle kalmadı; yüzyıllardır temas ettikleri yerleri de birer müstemleke sayıp o topraklarda yaşayan insanlara da müstemleke halkı muamelesi yapmaktan geri durmadı. İkinci Cihan Harbi’nin sonuna kadar Dünya Sistemi’nin merkezi Avrupa, Avrupa dışındaki yerler ise çevre sayıldı. Bu tavır İngiliz dilinde “The West and the rest” tabirinin doğmasına sebep oldu. Batı’da sanat hayatı bu gidişata ters düşerek yükseldi. Modern şiirin üstadı sayılan Baudelaire ve Mallarmé dikkatlerini kendi ülkesinde bir aristokratik zümre olmayışına hayıflanan Edgar Alan Poe’ya çevirdi. Yirminci yüzyıl şiirinin devleri olarak bilinen T. S. Eliot ve Ezra Pound şöhretlerini tamamen kapitalizm eleştirisine borçludur. Batılıların argosunda tabuta imam kayığı yakıştırması yapma yumuşaklığı yok.
İsmet Özel, 27 Şevval 1447 (14 Nisan 2026)
İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.
Fahri Genel Başkanımız Şair İsmet Özel'in okurken hem sağdan hem soldan başlanan kitaplarının sekizincisi olan “İSLÂMLA DAMGALANMIŞ VAROLUŞ” neşrolundu.
Şimdi diyoruz ki dünyada mali hegemonya olarak işleyen bir sistem var. Bu sistem bütün insanları kendi emrinde çalıştırıyor.
İçinde iki CD ile ciltli olarak sunulan Erbain'in bu hususi baskısı bütün


