NEYE CEVAP VERİLECEK?
İSMET ÖZEL
.

Seçimin galibi Cumhuriyete karşı muharebeye girişen kralcılar İspanya iç savaşını kazandı. Dolayısıyla kralcı General Franco öldükten sonra ülkenin yönetimini aristokrasiye devretmekten başka çare yoktu. Hepimiz savaş boyunca Faşist İtalya’nın ve Nasyonal Sosyalist Almanya’nın uçaklarının kralcı yörelere değil, cumhuriyetçi şehirler üzerine bomba yağdırdığını biliyoruz. Hür dünya olarak bilinen ülkeler görünüşte savaşı cumhuriyetçilerin kazanmasını hem istiyor, hem bekliyordu. İtalyan ve Alman uçaklarının cumhuriyetçileri katletmesi sebebiyle Archibald MacLeish adlı bir Amerikan şairi “The Spanish Lie” başlıklı bir şiir yazdı. Başlık İngilizce dışında bir dile hem İspanyol Yalanı olarak, hem de İspanyol Ölüsü olarak tercüme edilebilir. M. C. Anday ikincisini tercih etmiş. Şiirin ilk mısraı şöyle: “This will be answered.” Anday hüner göstererek bunu “Bunun hesabı sorulacak.” şeklinde çevirmiş. Güzel bir tercüme… Ama söylenenlere inanacak olursak tercümeler kadınlar gibiymiş: Güzel olurlarsa sadık olmazlarmış, sadık olurlarsa güzel değillermiş. Mütercimin hatırına buna inanalım; ama daha sadık tercüme: “Buna bir cevap verilecek” olabilirdi.

İnsanoğlu elinden hâsıl olan her şeyin cevabını verecek. Hadiseyi yalınkat bir açıklamayla geçiştiremeyiz. Bir işin bu dünyada sorgulanmış olması öbür dünyada hesaptan düşüleceği anlamına gelmez. Yani dünya işlerinin dünyada kotarılmış olmasının asıl mahkemenin kararına bir tesiri yoktur. Bu durum bizi her şeyin hesabının ahirette verileceği avuntusuna götürürse hatalı bir yola girmiş oluruz. İslâm yolu kendini olduğu kadar ötekini de İslâm’a davetle açılır ve girilen bu yolda ömür boyu yürümek söz konusudur. İslâm her şeyden önce bir fetih dinidir. İslâm’a girmekle kendini fetih çabasına dalmış oluruz. Cihat kendimiz için seçtiğimiz her şeyi hasmımıza ikram faaliyetidir. İslâm bütün kalıpları reddetme alanı açar. Türkçede “Gün battı, gâvur yattı” diye bir söz var. Yani Müslüman olmayanlar bilirlerse ancak kısa vadeli bir al-ver hesabına uygun hayatı bilirler. Müslümanlık ise ebediyet içinde bir ferdiyet uğraşına dalmak demektir. İslamiyet’e duhul varoluş derdini üstlenmek anlamına gelir. Bunun içinde teraziyi doğru tartmak, yaratılmışların her birine merhamet göstermek olduğu kadar tabiatın tahribine engel olmak, siyaseti millî menfaat derecesinden aşağı düşürmeden yürütmek de yer alır.

İnsanın ve aynı zamanda beşerin yaşarken uykuda olduğu, ancak ölünce uyanacağı yolunda bir kavrayış vardır. Kur’an hepimizi dünyanın fani, ahiretin ise kalıcı olduğu hususunda defalarca ikaz eder. Bu gerçek bizi dünya hayatında sarsak yaşayacağımız, titizliğe boş vereceğimiz tutumuna sürüklemez. Dünyanın ahiretin tarlası olduğunu bize Kur’an öğrettiyse yaşarken aldığımız her nefes paha biçilmez değere sahiptir. Türk topraklarında vatana ihanet etmeksizin yaşamak bizi hangi sınırların bizim sınırlarımız olduğu gerçeğinin bilincine varmağa götürür.

Hem birinci, hem de ikinci dünya savaşı Türk varlığının tarihteki yerini kavramamıza vesile olmalıydı; ama olmadı. Türklüğümüzü başka bir şeye, meselâ modernleşmeye intibakımıza değil, sadece Misak-ı Milli metninin bize kazandırdığı hükümranlık sahasına borçlu olduğumuzu savunan bir odaktan mahrumuz. Misâk-ı Millî gerçeğine gözümüzü kapamış olmamız İkinci Dünya Savaşı sırasında millî varlığımızı yükseltmemize engel oldu. Millî varlığımız sırtını cumhuriyet idaresine dayamış inkılâplarla sınava tâbi tutuldu. Şu anda sınavın neresinde olduğumuzdan bile haberimiz yok.

Dünyayı ve dünyada mülk edinmek insanın ahlâk dokusunu gevşetir. Bu yüzden Yavuz Sultan Selim’in yeryüzünün bir hükümdara bol, iki hükümdara dar geldiği görüşünde hiçbir haklılık payı yoktur. Türkler Hz. İsa’nın doğumundan 1920 yıl sonra Misâk-ı Millî’yi dünyaya ilân etmekle asıllarına avdet etmiş oldular. Yani Türklerin varlık sebebi kâfirlerin hayat sahasını daraltmaktı. Türkiye’de Cumhuriyetin ilânı akabinde uygulanan inkılâplar Türkleri nefessiz bıraktı. Şu anda bütün cumhuriyet tarihinde olduğu gibi iç politika beynelmilel güçlerin çatışmasını aksettirmekten ötede bir işlev görmüyor.

İsmet Özel, 4 Şevval 1446 (2 Nisan 2025)


İkaz: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi yasaktır. Ancak kaynak gösterilmesi (İstiklâl Marşı Derneği internet portalinde yer aldığının ifade edilmesi) ve bu sayfaya doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazının kısa bir bölümü iktibas edilebilir. Eser sahibinin tayin ettiği usule bağlı kalmak suretiyle bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.