...
Önce kadınlığın, ameleliğin, Aleviliğin, Kürtlüğün ortaya nasıl iseler öyle çıkmadığını, çıkarılmadığını ve dikkatlerin kadınlar, ameleler, Aleviler, Kürtler bakımından iyi olanın hangisi olduğuna çevrilmediğini vurgulamamız gerek. Hepsi bu yazının başlığında olduğu gibi istenmeyen yerlerinden ve kastî bir yanlışlık eseri bölünmüştür. Türkiye'yi yurt belleyenlerden biri olduğumuz takdirde bu sıralananların hepsi tıpkı bu yazının başlığında olduğu gibi üzerimizde yabancılaştırıcı bir tesir uyandırıyor. Mezkûr tesir sebebiyle çok önemli bir soru zihnimizde beliriyor: Acaba hayatiyeti kendi varlıklarını da destekleyen Türk toplumunun bileşenlerinin problemli bir bölümünden mi söz etmekteyiz; yoksa varlığı tartışmalı bir Türk toplumundaki yerleri ayrıksı (Fr.Excentrique, İng.Eccentric) kabul edilen unsurlar kendilerini bir yıkımdan zarar görmeyecek biçimde tahkim etmeye mi çalışıyor? Türkiye'de yaşayan insanların haklarının güvenceye kavuşması Türkiye'nin şimdi bulunduğundan daha üst bir basamakta bütünleşmesine ve kenetlenmesine mi yarayacak; yoksa ayrıksılığın pekişmesi yasal kılıflara büründürülerek Türkiye dışardan alacağı her türlü etkiye açık bir gevşek dokuyu benimsemek mecburiyeti altında mı bırakılacak? Özetle, Türkiye'de Kürtler, Aleviler, ameleler, kadınlar hakkında herhangi bir uluslar arası standart benimsemek ve bu standardın uygulama alanı bulması için uğraşı vermek Türkiye'yi kendine mahsus bütün standartlardan mahrum bırakmak demektir. Alafrangalık adını verdiğimiz tutum Türkiye'de uygulanabilir bir uluslar arası standart bulunduğu varsayımıyla hareket etmeyi ve o standartların hepsinin bilhassa "ethno-centric" olduğu hususundaki gafletle övünmeyi gerektirir. Alaturkalık ise alafrangalığın çiğliğinden doğan kusurları gizlemeyi ve elinden gelirse gidermeyi kendine görev saymıştır.
İstiklâl Marşı, İstiklâl Harbi’nden önce ve onun kazanılması için yazıldı; buna bir katkı ya da destek olmak üzere yazıldı. Yoksa işler bittikten sonra hikâye olsun diye değil. İstiklâl Marşı, eğer dünyada Türk hayatı diye bir şey varsa, bu Türk hayatının en kritik döneminde yazılmış bir metin. Türk hayatı şimdiye kadar bir şekilde vardı, bundan sonra da olacak mı sorusuna cevap vermek üzere yazılmış bir metin İstiklâl Marşı. O yüzden İstiklâl Marşı’nı Türk hayatı dediğimiz şeyin varlığı ve idamesi için elzem bir unsur olarak görmek bizi bir araya getiriyor.
İsmet Özel, Bir Akşam Gezintisi Değil Bir İstiklâl Yürüyüşü, s.163
Nereye mi? Nereden geldiysek oraya.. İnsanın nereden geldiği konusunda sarih bir fikri olmasa da mutlaka bir yerden geldiğini idrak edecek seviyeyi tutturması iyidir.
Bugün hâlâ bir devlet devamı bahis konusuysa bu İstiklâl Marşı’nın gösterdiği hedefin yeniden anlaşılmasıyla veyahut gerçek boyutlarıyla anlaşılmasıyla mümkün olacaktır.
Türkiye’de 12 Eylül’de sonra yeni bir askeri müdahale olup olmayacağı çevresinde dönen bir soruşturmaya cevap verirken hatırımda kaldığı kadarıyla şöyle demişti bir zaman önce Aziz Nesin:
Biraz önce izlediğiniz panelde de arkadaşların sözlerinden İstiklâl Marşı Derneğinin niçin kurulduğuna dair birçok şey işittiniz. Bunlara muvazi olarak ben, bir şeyi netleştirerek devam edeceğim sözlerime.
Vatan der demez küflü bir şeyden, modası geçmiş bir kavramdan bahsettiğimizin bilincindeyiz. Bu şeyin modası, yalnızca Türkiye’de değil, yerkürenin her bucağında bilhassa globalizasyon marifetiyle kast-ı mahsusla, bile isteye geçirilmiştir.
Balkan Harbi ve Seferberlik tecrübesi bize çıkacağımız düzlüğü de takip edeceğimiz hattı da İstiklâl Marşı’nın yazılması ile gösterdi.
Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında, Avrupa ile Orta-Doğu arasında, Türkî Cumhuriyetlerle Avrupa arasında, İslâm dünyasıyla Hıristiyan dünyası arasında köprü olduğunu söylüyorlar.


